Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 345
Dün : 1198
Bu Ay : 14968
Geçen Ay : 9524
Toplam : 2895389
 
  » 41.Hutbe-Rasulullah Taif’te.
    » Görüntülü Dersler » Hutbeler » 41.Hutbe-Rasulullah Taif’te.

 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Taif’de

 

 

الْحَمْدُ لِلَّهِ وَلِيِّ الْمُتَّقِينَ، وَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى خَيْرِ الْمُرْسَلِينَ، وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

 

            Hamd âlemlerin Rabbine salât ve selâm Tevhid muallimi, ahlak örneği, kalplerin sevgilisi, âlimlerin önderi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun.

           Ya Rabbi ! Bize hakkı hak göster ona tutunmayı kolaylaştır, batılı batıl göster, ondan uzak kalmayı sevdir, sen her şeye kadirsin. Rabbim, cümlemizi İslam üzere muhafaza buyursun. Güzel ahlaktan uzaklaştırmasın.

           Bizleri burada kardeşler olarak toplayan Rabbimiz, mahşer gününde de peygamberler ve Salihlerle beraber kardeş olarak toplasın.

           Bugünkü hutbemizin konusu “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Taif’de.” Bu hutbede Peygamberin Taif davetine, davranış yüceliğine, örnek tavrına, sabrına şahit olacağız. 

 

           Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cahiliye hayatı süren puta tapan, şirk koşan, birbirleriyle savaşan, faiz yiyen, fakiri ezen, mazlumu döven bir topluma gönderildi.

         Mekke’de 360 adet put vardı. Bunların en büyüğü Lat, Menat, Uzza ve Hubeldi. Mekke toplumu Allah’ın dışında putlar edinmiş, şirkin karanlığına gömülmüş, içinde bulundukları hayatı, dini yargılamakatan uzak yaşıyordu.

          Şirk, toplumlarda çok önceden beri vardı. Daha önce ki peygamberler Allah’a ortak koşmaya davet eden her dini ve dşünceyi ortadan kaldırmak yerine Tevhid dinini yerleştirmek için gönderilmişlerdi.

          Nuh a.s. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kadar gelen tüm resuller, Tevhide davet etmek, şirkten sakındırmak için gelmiş, kavimlerini Allah’ın razı olduğu dine davet etmişlerdi. Kimi kavimler iman etmiş kimileri de düşmanlık edip Allah’ın emriyle helak olup dünya sahnesinden silinmiş, tarihe batıl yolda atalarına bağlı imansız insanlar olarak geçmişlerdi.

           Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’de Tevhide davet edince gençler, fakirler, ezilenler hemen ona icabet etti, onun dinine sahip çıktı, düşmanları önünde ona yalnız bırakmadı. Bu ulvi davranıştı. Peygamberler düşmanları önünde yalnız bırakılmamalıydı.

          Davası hak olanların vicdan sahipleri tarafından sevilmesi de doğal bir tavırdı. Mekkelilerin içinde iyiler kadar kötülerde yaşıyordu. Peygambere sahip çıkanlar kadar ona düşmanlık edenlerde vardı.

                  Ne zaman bir uyarıcı gelse, hakka davet etse, atalar dininden uzaklaştırmaya çalışsa, batıl hurafe dinden sakındırsa, birde bakarsınız kavmin elebaşları, önderleri, liderleri ve onlara bağlılar, kazandıklarını kaybetmemek adına hemen sahneye çıkar, şirke-batıla-atalara bağlılığa yeniden çağırır, dininize sahip çıkın, sakın onları dinlemeyin, yurdunuzdan çıkarmak isteyenlere kulak vermeyin derdi.

           Mekkeliler, her geçen gün çığ gibi büyüyen İslâm karşısında nefret ve kinle oturup kalkıyordu ve Müslümanlara rahat adım atma imkânı tanımıyorlardı. Üstelik her yönden, Ebû Tâlib’in yokluğunu fırsat bilip açıktan Allah Resûlü’nün bedenini ortadan kaldırmaya niyet ediyordu.

            Tâif, bağ ve bahçeleriyle meşhur, yeşillikler içinde bir yerdi. Mekke’ye yaklaşık doksan kilometre mesafedeydi ve burada Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in anne tarafından akrabaları yaşıyordu. Aynı zamanda burası, ömrünün ilk yıllarında gelip yanında kaldığı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sütannesi Halîme-i Sa’diye’nin memleketine de yakın bir bölgeydi.

            

          Mekke’de bulamadığı teslimiyeti, kabul ettirmediği tevhidi Tâif’de bulmak ümidiyle Taif’te gitti. Sakîflilerin yanına gitti. Çünkü o gün için Sakîfliler, Tâif’in ileri gelen eşrafı olarak biliniyor ve çevrelerinde itibar görüyorlardı.

       İlk muhatapları, Amr İbn Umeyr’in üç oğlu Abdiyâleyl, Mes’ûd ve Habîb idi. Hatta bunlardan birisi, Kureyş’ten bir kadınla evli bulunuyordu.

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; bunların yanına geldi, önce selam verdi ve ardından da, bütün içtenliğiyle konuşmaya başladı.

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara Allah’ın birliğini, tevhidin önemini, putların batıllığını, Taif’e geliş gayesini anlattı ve Müslüman olmalarını, davasına sahip çıkmalarını, risalet vazifesinde kendisine yardımcı olmalarını talep etti. Peygamber onların mallarını, mülklerini, hurma bahçelerini istemedi. Ancak Tâif, Mekke’yi aratmayacak kadar çetin gözüküyordu.

        Allah Resûlü’nün şefkatle kucakladığı üç kardeşten ilki sözü aldı ve konuşmaya başladı : “Şayet, gerçekten de Allah Seni peygamber olarak göndermişse, Kâbe’nin örtüsünü alıp yere çalarım” dedi. Arapların Kâbe’nin örtüsünü yer çalması mümkün olmayan bir işti. Bu sözle peygamberi yalanladı, ona sen yalancısın dedi, davetini reddetti.

       Allah’ın en sevgili kulu, dünya ve ahiretini kurtarmak için ayağına kadar gelmişti; ama o O’nunla alay edip hafife alarak kendince gönül eğlendiriyordu.

           Hâyâ timsali Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), böyle bir küstahlık karşısında yine sükûtu tercih etti. Ancak küstahlık, bununla sınırlı kalacak gibi görünmüyordu. Diğeri ileri atıldı ve o konuşmaya başladı: “Allah, Senden başka peygamber olarak gönderecek birisini bulamadı mı?” dedi. Bu da küstahça reddetti, peygamberin kalbini kırdı, atalarının batıl dinini kutsadı, zalimce davrandı.

        Belli ki iş, çığırından çıkıyordu. Konuşmak için fırsat kollayan üçüncü kardeş de bir şeyler demeliydi ve o da şunları söyledi: “Vallahi de ben, artık Seninle hiç konuşamam! Çünkü şayet Sen, söylediğin gibi gerçekten bir peygambersen, Sana söylediklerime beni bin pişman edersin! Yok, şayet Sen, Allah’a karşı yalan söylüyor isen, o zaman da zaten, benim Seninle konuşmam uygun olmaz!” dedi. O da Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem’i reddetti.

         Düşman bir kez daha yapacağını yapmıştı. Düşmandan ancak bu beklenirdi. Düşman, her zaman İslam davasını inkâr eden, zayıflatan dişini bir kez daha ispat etmişti. Tarih, peygamberlerin yalanlandığını haber verir.

 

 

 

             Her hakka davet eden ille ayıplanır, dışlanır, iftiralara maruz kalırdı. İyliğin karşılığı bu mu olmalıydı? Kendilerini bir ve tek olan Allah’a davet eden, hayırlarını isteyen, putlardan sakındıran, ayaklarına kadar gelen, en ufak kırıcı bir söz söylemeyen, en güzel sözlerle kendilerini öven üstelik Allah’ın resülüne bunu yapmaları doğru muydu? Şirk ehli her zaman hainlik etti, ihaneti öne aldı, sadık kalmadı, haince yaklaştı.

          Rahmet ve cihad peygamberi madem öyle benim davetimden Mekkelilere bahsetmeyin, bilmesinler dedi. Çünkü peygamber Mekkelilerin biz kabul etmedik dinini, Taif’e gitti, Onlarda kabul etmedi, dedirtmek istemiyordu. Rasulullah salllahu aleyhi ve sellem Taif halkının yanından hüzün ve keder içinde ayrılırken, kavmin ele başları önceden kurdukları tuzağı sahneye koymaya başladı. Gençlere ve çocuklara peygamberi taşlamalarını emretti. Peygamber taş yağmuruna tutuldu. Gelen her taş mübarek yüzüne, kafasına, göğsüne saplanıyordu. Eğer taş dile gelse ondan af dilerdi. Ama kalpleri taşlaşmış insanlar ona bunu reva görüyordu. Bir yandan taşlara karşı duruyor, bir yandan dua ediyor, azatlı kölesi Zeyd İbn Haris radiyallahu anhu bedeniyle peygamberin bedenin önünde etten bir duvar örerek onu korumaya çalışıyordu.

        Atılan taşlardan çok laflar ağırdı, dışlanmak ağırdı, taif halkından bir kişi dışında tümü inkar etti. Yalnız O iman etti. Adı Addas’dı. O tek başına iman eden yiğitti. Sen de gel bu kalabalık içinde Tevhide sarıl sebat et. tarafından ayıplanmak ayıptı. Hak davetine kimse kulak vermedi, kendilerini zor bela şehrin dışında üzüm tarlasının kenarına atttılar. Hüzün ve kederle beraber taşların tattırdığı ağrılar acı vericiydi.

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem acılar içinde iken, gözümün nuru dediği namaza durdu, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve burada iki rekat namaz kıldı. Belli ki, böyle durumlarda güç ve kuvvetin gerçek sahibine gönülden yönelmek gerekiyordu.

          Demek ki, beşeri arızalardan kurtulup Rahmânî bir boyaya bürünebilmek için, öncelikle duruşun iyi ayarlanması lazımdı. Belli ki bütün bunlar, öfkeyle kalkıp zararla oturmamak için ümmetine birer mesajdı. Çünkü O, her yönüyle takip edilecek bir modeldi ve bir beşer olarak öfkelenmesi gereken durumlarla da karşılaşacak ve böylesi durumlarda da ümmetine, nasıl davranılması gerektiğini bizzat gösterecekti.

         Acılar ve dışlanmalar karşısında, takınılması gereken tavrı öğretmeliydi. Öyle de yaptı mübarek insan. Namazını tamamlayınca, ellerini açtı açabildiği kadar ve dua dua yalvarmaya başladı…

 

 

 

               Zeyd, hayranlıkla seyre dalmıştı; karşısında dua eden bir nebi duruyordu. Biraz daha dikkatlice kulak verdi; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şunları söylüyordu:

           “Allah’ım! Güç ve kuvvetimdeki zaafı, çözüm üretmedeki eksikliğimi ve insanların beni istihkar edip hor görmelerini Sana arz ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Zayıf ve güçsüzlerin Rabbi! Benim de Rabbim! Beni, kime bırakıyorsun? Bana karşı kin kusan kötü ve gaddar düşmanlara mı, yoksa işimi kendisine teslim ettiğin yüzsüz ve acımasız yakınlara mı? Şayet, Senin bana hâlâ kızıp gazap etmen söz konusu değilse, hiçbir şeye aldırmam; Senin afiyet vermen, benim için her şeyden daha önemlidir! Senin, Bana gadabınla muamele etmemen ve dolayısıyla da bana celalinle tecelli etmemen için, dünya ve ahirete ait işleri yoluna koyan ve kendisiyle bütün karanlıkların aydınlığa kavuştuğu vech-i nûruna dehalet edip rahmetine iltica ediyorum. Rızanı elde edip hoşnutluğunu kazanana kadar hep Senin kapındayım! Senden başka ne bir dayanak ne de itimat edilip güvenilecek bir güç vardır!”

 

 

 

         Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem daha duasını bitirmemişti ki, birden yanında Cibril-i Emîn ve dağlara müvekkel melek beliriverdi. Belli ki Mahzûn Nebi’nin yakarışları Arş-a A’la’yı titretmiş ve Allah, imdadına iki meleğini göndermişti. Şöyle diyordu: “– Yâ Muhammed! Şüphesiz Allah (celle celâluhû), kavminin Sana söylediklerinden ve yüz çevirip yapageldiklerinden haberdar oldu. Ve işte, Sana bunları reva görenlere istediğin her şeyi yapması için dağlara müvekkel meleği gönderdi!” Bu arada dağlara müvekkel melek de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’a selam vermiş ve ardından da: “– Şayet istersen yâ Muhammed! Ben, şu iki dağı bunların üzerine geçirmek için geldim,” diyordu.

           Rahmet Peygamberi’nin farkı ortaya çıkacaktı. Her şeye rağmen edeceği tercih, kendisinden sonrakiler için de bir metod olarak tescil ediliyordu. Onun için Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ani bir refleksle hemen tepki verdi: – Hayır, asla! Umuyorum ki ben, Allah (celle celâluhû), bunların da neslinden kendisine ibadet eden ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan kullar yaratacak!

         İşte Peygamber olmak böyle bir tavrı gerektirirdi. İntikam, ceza vermek gibi bir davranış sergilemedi. Taşlanan, sövülen, karalanan, şehrin göbeğinden sürülen kendisiydi. Düşmanın helak olması ise şu an iki duduğının arasındaydı. Fakat ulvi bir seslenişle isteği geri çevirdi.

          Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem namaz kılıp dua edişini uzaktan seyreden iki kişi vardı. Bunlar, aleyhte komplo kurmada çoğu zaman ön safta yer alan Rebîa’nın iki oğlu Utbe ve Şeybe idi. Ancak o gün Allah Resûlü’ne reva görülenler karşısında Utbe ve Şeybe bile insafa gelmişlerdi, bu kadarı da olmaz dercesine, başından bu yana Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i seyrediyorlardı.

        Nihayet yanlarına, köleleri Addâs’ı çağırdı ve: – Şu üzümlerden bir parça topla ve şu tabağa koy da orada duran adama götür de yesin, diyerek, salkımları Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e götürmesini söylediler.

          Addâs, denilenleri yerine getirmek için kalktı ve topladığı üzüm salkımlarını alıp Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına geldi. Daha sonra da: – Buyurun, yiyin, diye ikram etti. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), çok tabii olarak, üzümlere elini uzatarak, ‘Bismillahirrahmanirrahim’ dedi ve ardından yemeye başladı..

             O’nun bu sözünü duyan Addâs, olduğu yerde donakaldı; zira bu sözü, buralarda bilip söyleyen kimseye rastlamamıştı. Önce Allah Resûlü’nü iyice süzdü ve ardından da: “– Allah’a yemin olsun ki bu sözleri, bu beldelerde söyleyen kimse yoktur,” dedi.

 

            Onun bu sözleri ve sıcak yaklaşımı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in de dikkatini çekmişti. Belli ki Addâs, boş değildi; en azından ‘bismillah’ın ne demek olduğunu biliyor veya bu muhtevadaki bir bilgiye ulaşma arzusu duyuyordu. Onun için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “– Sen nerelisin, hangi dine mensupsun ey Addâs, diye sordu. Addas: – Ninovalı ve Hristiyan’ım, dedi. Bu ismi duyunca Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): – Salih kardeşim Yunus İbn Mettâ’nın memleketi, dedi. Gözleri dört açılmıştı Addâs’ın ve hemen sordu: “– Sen, Yunus İbn Mettâ’yı nereden biliyorsun? Vallahi de ben Ninova’dan ayrılalı onu bilip tanıyan on adama bile rastlamadım! Sen İbn Mettâ’yı nereden öğrendin? Halbuki Sen, gördüğüm kadarıyla okuma-yazma da bilmiyorsun ve ümmî bir kavmin içinde neş’et etmişsin! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem : “– O, benim kardeşimdir; o da bir nebi idi, Ben de bir Nebi’yim!”

              Bu yüce cevap karşısında Addâs, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e sarıldı, başından ve ellerinden doyasıya öptü. Düşmanlar icabet etmemii, Hiristiyan bir köle icabet etmişti. Bir tek kişi Müslüman olmuştu. Allah, ne dilerse O olurdu.

 

 

           Addâs’ın tavrını gören Utbe ve Şeybe yine eski hüviyetlerine geri dönmüş, bulundukları yerde homurdanmaya başlamışlardı. Kölelerini, iyilik olsun diye göndermişlerdi; ama şimdi o Müslüman olmuştu. Birisi diğerine dönerek: “– Görüyor musun, senin köleni de yoldan çıkardı, dedi.

            Addâs yanlarına gelince ona da çıkıştılar: – Sana ne oldu da o adamın el ve ayaklarını öptün, dediler. Addâs, çok sakindi: “– Ey efendim! Yeryüzünde bu adamdan daha hayırlı kimse yoktur; O’nun bana söylediklerini ancak bir Nebi haber verebilir,” dedi.

          Onlar da Addas’a “– Yazıklar olsun sana ey Addâs! Sakın ola ki o adam, seni kendi dininden alıkoymasın; çünkü senin dinin ondan daha hayırlıdır” dedi.

         Müşrikler Addas’a ne dediler: “senin dinin ondan daha hayırlıdır” Yani, Hristiyanlık İslam’dan daha hayırlıdır demek istediler.

            Taif bize çok şey öğretti, en önemli şey, Davetçi en zor anlarda bile olsa bilmeli ki başarılı olmak senin elinde değil, Allah’ın elindedir, herkes sana icabet edecek diye bir şart yoktur, her insan kendine layık olanı yapar, sende sana layık olanı yap, tevhide sarıl, düşmanın ve zayıfların sözlerine aldırma, bir kişi bile olsa ona davet yapmaktan geri durma…

 

 

بارَكَ اللهُ لِيْ وَلَكُمْ في القرآنِ العَظيمِ،

 وَنَفَعَنِيْ وَإِيَّاكُمْ بِمَا فِيهِ مِنَ الآياتِ وَالذّكْرِ الْحَكِيمِ،

أَقُولُ قَوْلِي هَذَا، وَأَسْتَغِفِرُ اللهَ لِي وَلَكُم وَلِسَائِرِ المسلمينَ مِنْ كَلِّ ذَنْبِ فَاسْتَغْفِرُوهُ، إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيم

Otur.

 

 

الحمد لله حمدًا طيبًا كثيرًا مباركًا فيه كما يحب ربنا ويرضى، أحمده وأشكره، وأتوب إليه وأستغفره،

فَاتَّقُوا اللهَ -أَيُّهَا المُؤمِنُونَ- وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ،

 

 وَأَطِيعُوا اللهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُم تُرحَمُونَ

 

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيماً

 

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ،

 

اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

 

وَارْضَ اللَّهُمَّ عن خُلَفَائِهِ الرَّاشِدِينْ: أَبِي بَكْرِ، وعمرَ، وعثمانَ، وعليٍّ؛ وعَن سَائِرِ أَصْحَابِ نَبَيِّكَ أَجْمَعَينِ، وَعَنِ التَّابِعِينِ، وَتَابِعِيهمْ بِإِحْسَانٍ إلى يَوْمِ الدِّين،

 

اللَّهم أعِزَّ الإسلامَ والمسلمينْ، وأذِلَّ الشركَ والمُشرِكِينْ، وَدَمِّرْ أَعْدَاءَ الدِّينْ، وَانْصُرْ عِبَادَك المُوَحِّدين،

**

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلّاً لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

***

 رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

 

 رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

 

يَا عِبِادَ اللهِ

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى

 وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

 

 

اَقِمِ الصَّلَاة


83.Hutbe:Bir iyiliği hakir görme
İzlenme : 682

82.Hutbe:En faziletli amel hangisidir ey nebi?
İzlenme : 635

81.Hutbe-İslam’dan çıkartan en tehlikeli on madde
İzlenme : 639

80.Hutbe-Bu yedi hususu biliyor musun?
İzlenme : 699

79.Hutbe-Saklı putlarını kır
İzlenme : 633

78.Hutbe-Cennette nebiyle beraber olacaklar
İzlenme : 433

77.Hutbe-Çocukların kalbine ekilmesi gereken yedi tohum
İzlenme : 452

76.Hutbe-Af ve rahmet peygamberinin hayatından örnekler
İzlenme : 376

75.Hutbe-Tin suresinin düşündürdükleri
İzlenme : 422

74.Hutbe-Fatiha Suresinin düşündürdükleri
İzlenme : 411

73.Hutbe-Niçin okumalıyız?
İzlenme : 434

72.Hutbe-Çağdaş Haçlı Seferleri
İzlenme : 409

71.Hutbe-Din nasihattır
İzlenme : 427

70.Hutbe-Mutluluğa giden yol
İzlenme : 591

69.Hutbe-Lokman’ın oğluna vasiyeti
İzlenme : 482

68.Hutbe-Günahlarımızı unuttuk
İzlenme : 593

67.Hutbe-Ebu Bekir Sıddık (r.a.)
İzlenme : 576

66.Hutbe-Beni işiten var mı?
İzlenme : 600

65.Hutbe:Muharrem ayının fazileti ve bidatleri
İzlenme : 550

64.Hutbe:Allah mı hayırlı yoksa ortak koştuklarınız mı?
İzlenme : 539

63.Hutbe:İbrahim aleyhi selam ve Kavmi
İzlenme : 598

62.Hutbe-2016 Kurban Bayramı Hutbesi
İzlenme : 544

61.Hutbe-Musa’nın Kavmi (2)
İzlenme : 603

60.Hutbe-Musa’nın Kavmi (1)
İzlenme : 527

59.Hutbe:Nuh’un Kavmi
İzlenme : 604

58.Hutbe-Medyen Kavmi
İzlenme : 632

57.Hutbe-Semud Kavmi
İzlenme : 690

56.Hutbe:Allah beni seviyor mu?
İzlenme : 876

55.Hutbe-Bir yiğit olarak Habibu Naccar
İzlenme : 591

54.Hutbe-Ramazandan sonra ki görevlerim
İzlenme : 586

53.Hutbe-Ramazan bayramı hutbesi (2016)
İzlenme : 685

52.Hutbe-Cennetin sekiz kapısından girenler.
İzlenme : 1473

51.Hutbe-Kadir gecesinin fazileti
İzlenme : 710

50.Hutbe-Cennete girebilmek için 30 sebep
İzlenme : 1115

49.Hutbe-Müslüman olmam neyi gerektirir?
İzlenme : 725

48-Hutbe-Ramazan ayını nasıl karşılamalıyız?
İzlenme : 637

47.Hutbe-Ah bu dünya hayatına keşke dönebilseydim
İzlenme : 616

46.Hutbe-Siz ki en hayırlı ümmetsiniz
İzlenme : 590

45.Hutbe-Ben müslümanlardanım.
İzlenme : 631

44.hutbe-Onun ahlakı Kuran’dı.
İzlenme : 581

43.Hutbe-Kuran’ın üç topluluğu
İzlenme : 578

42.Hutbe-Cennetin anahtarları
İzlenme : 565

40.Hutbe-Cehalet şerî bir özürdür
İzlenme : 565

39.Hutbe-Peygamberin hataları tedavi etme yöntemi
İzlenme : 569

38.Hutbe-Cuma gününün faziletleri
İzlenme : 598

37.Hutbe-Kaç ilaha ibadet ediyorsun?
İzlenme : 549

36.Hutbe-Fitneler karşısında nasıl sebat edebilirim?
İzlenme : 565

35.Hutbe-İmanın kaideleri
İzlenme : 613

34.Hutbe-2015 Kurban bayramı hutbesi (İsmai’li anlamak)
İzlenme : 562

33.Hutbe-2015 Ramazan bayramı hutbesi
İzlenme : 563

32.Hutbe-İslam’ın kaideleri
İzlenme : 545

31.Hutbe-İmanın tadına nasıl ulaşabilirim?
İzlenme : 592

30.Hutbe-Firavun Ve Dostları
İzlenme : 550

29.Hutbe-Allah’a ibadet edin tağuttan sakın.
İzlenme : 590

28.Hutbe-Bana nasihat eder misin?
İzlenme : 555

27.Hutbe-Babacığım şeytana itaat etme.
İzlenme : 534

26.Hutbe-Fil suresinin düşündürdükleri
İzlenme : 550

25.Hutbe-Rabbine sığınan yedi gencin öyküsü
İzlenme : 552

24.Hutbe-Gençlere çok seveceği 21 nasihat
İzlenme : 550

23.Hutbe:Bu gidiş nereye?
İzlenme : 580

22.Hutbe-Kurtuluş Kapısı
İzlenme : 548

21.Hutbe-Kıymeti bilinmeyen beş büyük nimet
İzlenme : 543

20.Hutbe:Vakti gelmedi mi?
İzlenme : 553

19.Hutbe-Asr suresinin düşündürdükleri
İzlenme : 528

18.Hutbe-Seni ibadetten alıkoyan nedir?
İzlenme : 520

17.Hutbe-Kurtuluşa eren fırkanın akidesi
İzlenme : 534

16.Hutbe-Sen Allah’ın tanımladığı müslüman mısın?
İzlenme : 551

15.Hutbe-Hevasını ilah edineni gördün mü?
İzlenme : 1153

14.Hutbe Sizi sekar cehennemine ne sürükledi?
İzlenme : 988

2015 Kurban Bayramı Hutbesi-Ubeydullah Arslan
İzlenme : 979

13.Hutbe-Allah’la beraber başka bir ilah mı var?
İzlenme : 969

12.Hutbe-Bugün mülk kimin?
İzlenme : 973

11.Hutbe-Mahşer gününde evin nerede olacak?
İzlenme : 882

10.Hutbe-Allah’a karşı samimi misin?
İzlenme : 840

9.Hutbe-Kıyamet için ne hazırladın?
İzlenme : 882

8.Hutbe-Allah’ı terk edip şeytanları dost edindiler.
İzlenme : 832

7.Hutbe-Şüphesiz ki Sen dosdoğru yola iletirsin.
İzlenme : 852

6.Hutbe-Toplumda ki en yaygın şirkler
İzlenme : 1191

5.Hutbe-Kulluk ancak Allah’a olur
İzlenme : 988

2015 Ramazan Bayramı Hutbesi-Ubeydullah Arslan
İzlenme : 971

4.Hutbe-Dinde bilinmesi gereken Üç Esas
İzlenme : 987

3. Hutbe-La İlahe İlallah’ın anlamı ve şartları
İzlenme : 878

2.Hutbe:"Şirkten Sakındırma"
İzlenme : 980

1.Hutbe: "İlkin Tevhid"
İzlenme : 1109
Eklenme : 30/06/2016 17:28 İzlenme : 615
Oylama :     Uyarı : Oy verebilmek için üye girişi yapmanız gerekir
Link :
Yorum : Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız...
Giriş için tıklayınız...




Paylaş Delicious Stumble


Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet