Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 672
Dün : 2042
Bu Ay : 19192
Geçen Ay : 24883
Toplam : 2924496
 
  » 2.Ders-Şerhu Lumuati’l itikad
    » Görüntülü Dersler » Akide » Şerhu Lumuati’l İtikad/İtikad Parıltıları » 2.Ders-Şerhu Lumuati’l itikad


 

  

بسم الله الرحمن الرحيم

 

             Müellif kitabına her zaman olduğu gibi “bismillahirrahmanirrahim” diye başlamıştır. Bu başlangıç şekli sünnete uygun olandır, zira peygamber mektuplarına, konuşmalarına besmeleyle başlardı. Alimlerde sünnete uymuştur.

           Besmelede takdir olunan bir isim veya fiil vardır. Besmele çektiğimizde şunu amaçlarız, “yazmama, konuşmama, okumama, kitabıma, yürüyüşüme, işime bismillahirrahmanirrahim diyerek yani Allah’tan yardım alarak başlarım” demektir. Ne kadar güzel bir söz değil mi besmele o zaman ! Yazmama, konuşmama Allah’tan yardım isteyerek/talep ederek başlarım..

        “Bismillahirrahmanirrahim” dediğimizde car, mecrur, mahzufla müteallik bir takdir edilen bir fiil vardır.

          Allah, bu mübarek isim bir kökten türemiş mi türememiş mi diye alimler ihtilaf etmiştir, türemiştir diyenler ilah kökünden türediğini söylemiştir, türememiş o camid/türemeyen bir isimdir demiştir. Bu açıklamalara bakınca ilk görüşün doğruluğu daha uygundur, Allah ismi ilah kökünden türemiştir.

 

          Rahman ve Rahim; ikisi de Allah’ın güzel isimleridir. Rahman ismi yalnız Allah’a aittir, rahmetinin eşsiz olduğunu ifade eder. Allah; yerde ve gökte her varlığa rahmet eder, Rahman’dır. Rahim ismi ise ahiret gününde müminlere merhametli olacağına ifade eder.

 

الحَمْدُ للهِ المحمُودِ بِكُلِّ لِسانٍ

Her dilde hamd edilen/övülen Allah’a hamd olsun

             Kıymetli kardeşlerim kadim eserler genellikle ya besmeleyle, yahut hamdeleyle başlar, yani elhamdulillahi diyerek…Bazen de ikisiyle beraber başlar, dikkat ediniz, müellif ibn Kudame hem besmeleyle hemen ardından da hamdeleyle başlamıştır. Bu alimden alime değişir.

             Müellif cümlesine Allah’a Hamd ederek başlamıştır. Hamd; övülen, hamd edilen demektir. Hamd etmek demek; Allah’ın en kemal derecede övgüye layık olduğunu haber vermektir. Hamd kelimesinde ki el-istigrâk içindir, yani, var olan tüm hamd; övgü yalnız Allah’adır. 

 

           Allah, övülmeye layık olan zattır. Fakat ona sunulması gereken övgü kemal/en kâmil anlamda olmalıdır. Allah, her sözünde, fiilinde, sıfatında, emrinde, hükmünde, kararında övgüye layıktır.

 

          Ona övgü ise; sevgi duyup ve boyun eğerek olur. Yoksa olmaz. Çünkü kul; Allah’a gösterdiği Hamdi/övgüyü; ancak emrine/hükmüne/kararına teslimiyetle ispat eder. Dille mücerred bir övgü noksandır, kemal derecede değildir. O halde; Allah’a hamd eden müslüman; Allah’ı söz ve amelinde övülmeye en layık zat olarak kabul etmiş olmaktadır.

بِكُلِّ لِسانٍ المحمُودِ yani her dilde övülen demektir. Allah, her dilde övülendir, bu hamd/övgü; hem lisani hali hem de lisani makâli içerir. Yani, canlı ve cansız varlıkların tümü Allah’ı ona yakışır tarzda över, hamd eder.

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَـكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيماً غَفُوراً

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.” (İsra-44)

Bugün Allah, yeryüzünde bulunan farklı dillerle -her dilde- övülür. Bu Allah’ın kudretinin büyüklüğüne delildir.  

 

 

المعبودِ في كُلِّ زَمانٍ

Her zamanda ibadet olunan

          Allah, her zaman ibadeti hak eden mabuddur, ilahtır. Allah, her zaman diliminde, gece, gündüz, ay, yıl, asır boyu her zaman ibadeti hak edendir, ondan başka kimse ibadeti hak edemez.

         Allah’ın uluhiyetliği/mabudluğu iki kısımdır, tüm herkesi içeren ve birde özel olarak müminleri içeren.

           Yeryüzünde ki tüm varlıklar, ona ibadet etmekle mükelleftir, ibadet etmelidir, zira O yaratan, hayat veren, rızık verendir, bu nedenle de ibadete layık olandır. Bu cihetle her varlık, ona kulluk etmelidir. Birde özel olarak sadece Allah’a ibadet eden kullar müminlerdir. Onlar; her zaman Allah’ın ibadete layık olduğuna iman eden, ona en layık şekilde kulluk eden insanlardır. Allah; her zaman ve mekânda ibadet olunmuş zattır. İnsan yokken bile melekler ona ibadet etmiştir, her mekânda secdeleri vardır, insan yeryüzüne inince tevhid ehli olarak ibadet etmiştir.

 

الَّذِي لا يَخْلُو مِنْ عِلْمِهِ مَكانٌ،

İlminden hiçbir mekânın soyutlanmadığı

       Bu cümle; Allah’ın her mekânı kuşatan olduğunu ispat eder. Onun ilminin, işitmesinin, görmesinin her yeri kuşattığını, hiçbir mekân yok ki ondan habersiz olsun.

O her şeyi bilir. İlah olmak bunu gerekli kılar. Bu konuda somut ayetler vardır. Allah şöyle buyurur:

وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي

الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ

“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Enam-59)

       Allah, görünen, görünmeyen, saklanan, saklanmayan, denizin içindekini, dışındakini, yerin altındakini ve üstündekini bilir, onlardan haberdardır. Allah, şu an gözümüzün görmediği, kulağımızın işitmedi dünyanın ayrı bir kıtasında yer alan, toprağın üstünde gezinen veya saklanan hangi hayvan varsa hepsini bilir, görür, işitir. Onun için gizli bir şey yoktur.

 

 

ولا يشغَلُه شانٌ عن شانٍ،

Hiç bir işin onu başka işten alıkoyamadığı

         Bu durum Allah’ın kemalliğini, yüceliğini, kudretini, kuvvetini ispat eder. O her zaman kavidir, kadirdir, hangi iş olursa olsun onu yaparken başka bir iş onu alıkoymaz, O her insanın duasını anında işitir, her birine tek tek yardım eder, muhtaçların tümünü gözetir, helak olması gereken zalimi helak eder, ölmesi gerekenleri aynı anda öldürür, doğması gerekenler varsa aynı anda onları da dünyaya getirtir, tüm işleri kendisi yapar, onun için zor diye bir şey yoktur, Allah asla kullarıyla kıyas edilmez.

          İnsan ise böyle değildir, o zayıftır, bir iş yaparken ikinci işi yapmaya zorlanır, üçüncü işi asla yapamaz. Ayrıca insan bir iş yapmak istediğinde zihnini çalıştırmalı, elini işletmeli, o işe yürümeli, birçok adımlar atmalıdır. Allah, için böyle bir şey söz konusu değildir. O her şeyi anında emrettiği anda yapar.

 

 

 

 

جلَّ عَنِ الأشباهِ والأنْدادِ،

Benzerlerden ve denklerden yüce olan

الأشباهِ Allah, kulları bazı sıfatlarında benzer, bazı sıatlarında benzemez denmez, O her tür beşeri benzetilmekten uzaktır, Allah, ne sıfatında ne fiilinde kuluna benzetilemez, O zatına yakışan isme, sıfata, fiile layıktır.

الأنْدادِ müfredi ise;  نِدُّ yani; denk, eş, benzer demektir. Allah için bir denk düşünmek caiz değildir, zira şirktir.

 

 

وتَنَزَّهَ عَنِ الصَّاحِبَةِ وَالْأَوْلَادِ،

Hanım ve evlat edinmekten uzak olan

       Allah’ın eşi, hanımı yoktur, hanım edinmez, bu beşer için geçerli bir kuraldır, aynı şekilde evlatta edinmez, zira bu beşere ait bir iştir, Allah, ihlâs suresinde bu konuda gerekli itikadi biliyi vermiştir, onun dengi, eşi, evladı yoktur. O asla beşere benzetilemez. Yahudiler; Uzeyr Allah’ın oğlu demiştir, Hıristiyanlar İsa Allah’ın oğlu demiştir, Müşrikler melekler Allah’ın kızlarıdır demiştir, Bunu iddia edenler Allah’ın eş edindiğini de kabul etmiş olmaktadır, bu durumda İslam dininde bu akide batıl olduğu anlaşılır.

ونَفَذَ حُكمُهُ في جميعِ العبادِ،

Hükmünü tüm kulları üzerinde uygulayan

           Allah, tüm kulları üzerinde istediği hükmü icra eder. Kafir olsun mümin olsun onun hükmüne boyun eğer, onların hiçbir karşı koyma güçleri yoktur, örneğin, Allah bizi bir damla su olarak ana rahmine düşürdüğünde bizim haberimiz var mıydı? Ana rahminde 9 ay kadar kaldık bizi yederdi, içirdi, gıda verdi, haberimiz var mıydı? Sonra dünyaya getirdi, sonra büyüttü, dilerse öldürür, görüyoruz değil mi tüm bunları? Dikkat ediniz her şey onun dilediği gibi icra olunur, kimse onun hükmüne muhalefet edemez. Yine yeryüzünde koyduğu yasalara bakınız, mevsimlere bakınız, gecenin gündüzün ardı ardına gelmesine bakınız, okyanusların ve denizlerin dalgasına bakınız, güneşin ve ayın sırlarına bakınız, asırlardır bitmeyen enerjilerini görünüz, her şey onun hükmüyle gerçekleşir. Öyle değil mi? Her şey onun kazası ve kaderiyle olur. Günü geldiğinde gerçekleşir. Biten işlerde aynı şekilde onun dilediği gibi gerçekleşmiştir.

 

وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَداً

“Hükmünde kimse ortak değildir.” (Keh-26)

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

“Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şânı yücedir.” (Kasas-68)

 

لا تُمَثِّلُهُ العقولُ بالتفكيرِ،

Hiç bir akıl onu düşünmekle tasavvur-hayal- edemez

Yani, insanoğlunun aklı ne kadar üstün olsa da, gelişse de düşünmekle Allah’ı hakkıyla tasavvur edemez, onu benzetemez, temsil edemez, zira akıl noksandır, insan zayıftır.

ولا تَتَوَهَّمُهُ القلوبُ بالتصوير،

Hiç bir kalp, onu tasvir etmekle vehmedemez/algılayamaz.

         İnsan kalbi en üstün vehimle/algıyla da baksa, düşünse Allah’ı hakkıyla idrak edemez, anlayamaz, tasavvur edemez, zira Allah aklımıza ve kalbimize gaibdir, gaibi bilmek, algılamak bilimsel olarak mümkün değildir.

لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

“Gözler O’nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” (Enam-103)

Bizler, gökyüzünü, güneşi, evreni, ayı görürüz görmek ayrı şey onları idrak etmek anlamak ayrı şeydir, onlar hakkında bilmediğimiz nice bilgiler bulunmaktadır, bu yüzden Allah’a iman ederiz, ama onu hakkıyla idrak etmemiz mümkün değildir, 

Eklenme : 21/08/2016 20:15 İzlenme : 387
Oylama :     Uyarı : Oy verebilmek için üye girişi yapmanız gerekir
Link :
Yorum : Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız...
Giriş için tıklayınız...




Paylaş Delicious Stumble


Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet