Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 138
Dün : 541
Bu Ay : 10386
Geçen Ay : 23271
Toplam : 2938961
 
  » Dini Hitabımızın Şerîliği ve Sorunları-Ubeydullah Arslan

 

Dini hitabımızın şerîliği ve sorunları
Ubeydullah Arslan
 
         Dini hitab/söylem, bu ülke insanın kimliğini, ruhi-fikri-nefsi-toplumsal bileşimini, kültürel ilmi desenini yansıtır. Onun tarihi kökü kadimdir, eskimez ve birdenbire değişmez. Onun değişimi ilmin ve kültürel boyutun değişmesiyle değişir. Bu ülke insanı oldukça onlarda var olur. Bu bileşimleri yok etmek ve kökünü kurutmak mümkün değildir.
        Dini hitab; iç dünyanın ifadesidir, fikrin ilanıdır, düşüncenin aksiyoner halidir. İnsan, onunla ruh ve inanç dünyasını ifade eder, kafasında kurguladığı düşünce sentezini savunur. Dini hitab; devrim gibi etkili bir araçtır. İnsanları, toplumları ve cemaatleri ateşleyen, aktif hale getiren bir hitaptır.
       İslami cemaatler, taşıdıkları itikadi, siyasi, kültürel, ilmi birikimlerine ve özelde bağlı oldukları alime, hocaya göre özel hitab geliştirirler. Bu hitab kimi İslami, kimi zamanda şerî eksenden uzaktır. Ülkemizde tasavvuf eksenli hitab çok daha yaygındır, bu yaygınlığın sebebi tarihin geride bıraktığı izi, etkisi diyebiliriz.
      Dini hitabımız, kimi zaman siyasi, kimi zaman kültürel, kimi zaman milliyetçi, kimi zaman ilmi, kimi zaman dünyevi, kimi zaman sapıkça, kimi zaman batılı anlamda, kimi zaman batılı müsteşriklerin diliyle, kimi zaman da ne olduğu bellisiz bir tarzda karşımıza çıkar.
       Her cemaat ve kurum kendi iç dünyasında kurduğu ve korumaya çalıştığı dini söylemi öne çıkartarak, itikadı duruşuna göre bir yol haritası çizdi. Çizerken de şerî kalıpları, nassın özünü, nebevi tavsiyeleri terk etti. Bu terk ediş, dini hitabı dini hitaplıktan çıkartarak ne olduğu bilinmeyen, kime hizmet ettiği anlaşılmayan, şeytanın razı olduğu bir kutunun içine soktu.
       Ülkemizde dini hitabın dili, kıvamı yozlaştı, sululaştı, hatta tadını kaçırdı, olması gereken şerî kalıplarının dışına çıktı, azgın bir çizgiye kadar ulaştı, akıl almaz yeni bir çehre aldı.
        Hitabımız, dini kalplere yeniden nüfus ettirmek yerine ondan uzaklaştırarak seculerleşmekte/Laikleşmekte, şirke yönelmekte, hizipleşmekte, cemaatleşmekte, batılı felsefecilerin ve müsteşrik yönelişlerin çekim alanına kaymaktadır. Bazı dini hitaplar ise; bölgesel kaygılar ve menfaatler düzleminde etnik ve taifi düşüncelerle ulusal hayallerle sinsice ilerlemektedir.
      En tehlikeli dini hitap olarak karşımıza ilk anda, bağlı olduğu imamlara masum gözüyle bakan, ashaba küfreden, onların dinden çıktığına inanan, Sünni müslümanın kanını helal sayan, Ehl-i Sünnetin âlimlerini ve eserlerini karalayan Şia hitabı çıkmaktadır. Bu hitabın arkasında İran bulunmaktadır. İran; malını ve servetini dünya üzerinde yayılmak ve hitabını kabul ettirmek için harcıyor. Ülkesinde insanlar açlıktan ölürken sefaletle boğuşurken servetini şia inancını yaymak uğrunda harcıyor. Şia, akide ve hitap açısından en tehlikeli topluluktur. Ümmetin kalbine çöreklenmiş bir urdur. Ümmetin ferdleri bu batıl Şia hitabına dikkat etmelidir.
       Şia’nın hitabı genel çerçevede ashaba buğzetmek, ehl-i sünneti karalamak, Ali ibn Ebi Talib’i öne çıkartarak Ebu Bekir ve Ömer’e küfretmek, ölülerden medet bekleme, masum imamın günahsızlığına inanma, türbelerden ve mezarlardan yardım isteme üzere bina ediliyor. Yanı sıra Sünni bölgelerde kendilerine yakın yazarları, vakıfları ve dernekleri el altından desteklemekle sürüyor.
     Şia’nın son Suriye olayları üzerine ortaya koyduğu hitabında bir netlik görüyoruz. Bu hitap sonrası, kandırılmış Sünni cemaatler ve dernekler tehlikenin farkına vararak, bakışlarını kısmen değiştirdi. Ancak hala gizli şia mensupları sevgilerini ve beyatlarını terk etmediler. Çünkü onların şia’ya dini ve itikadi bağlamda bağlılığı asla bitmeyecektir.
      İkinci tehlikeli hitap olarak kurancı/mealcileri görüyoruz. Toplumda Kuran merkezli bir çalışma yapan bu sapık topluluk, Kuranı kendi anlayışına ve akli melekelerine göre yorumlamakta, sünneti düşman görmekte, hadis birikimlerini reddetmekte, muhaddisleri küçümsemekte, usul ve ilim geleneğini ayaklar altına almakta,  kişiselleştirdiği dini hitabını yüceltmekte, 1400 yıllık İslami mirası ve mektebeleri tarumar etmektedir.
   Bu batıl dini hitabın arkasında ise; müsteşriklerin etkisinde kalan "İslamcı laikler" olarak tanımladığım bazı akademik çevreler yatıyor. Amaçları; dini topluma sevdirmek yerine konuşulan tartışılan bir konuma getirmek. Şirke ve harama düşmüş gençliği çekip çıkarmak yerine kuşkulara ve tartışmalara alet etmektir. Kendilerini mutlak doğru gören bu çevre, sapıklığı ve zındıklığı satın almaktadır.
     En büyük hitabları, hadisler etrafında şüpheler oluşturmak, kuranı tek rehber görmek, ashabın ve tabiinin rivayetlerine kuşkuyla baktırmak, aklı nas’ın önüne almak, sözde münevver, akılcı, düşünen müslüman kimliği oluşturmaktır. Aslında bu hitabın kökü Hindistan’a ve Batı’ya dayanmaktadır. İngilizlerin eliyle yayılan bu hitap dalga dalga büyümüştür.
    Bu hitab kendine “Kuraniyyun” adını vermekte, bu akımın bulaşıcı bir çıbandan farkı yoktur, ülkemize ve İslam topraklarına kadar yayılmıştır.  Hala da necis etkisi sürmektedir. İşte söz konusu bu hitap günümüzde Öztürk, Bayraklı, Süleyman Ateş, İslamoğlu, Bayındır, Kırbaşoğlu, Okuyan gibi “vitrin şahsiyetler” eliyle topluma servis edilmektedir. Bu hitap çok tehlikelidir. Bu sözü edilen kimseler; dinin değerlerini küçümseyen, muhaddislerin ve fukahanın kutsal mirasına laf atan, kendi egolarını öne çıkartan basit insanlardır.  
       Üçüncü tehlikeli gördüğüm hitab ise, şirke ve bidate davet eden, insan eksenli yapılanan, kadim tarihi olan tasavvufi hitaptır. Bu hitap çok eski bir hitaptır. Ülkemizde büyük etkisi vardır. Bu hitabın sahipleri kendilerini Allah’ın evliyası görmekte, insanları köleleştirmekte, düşünmeyen ve okumayan topluluk büyütmektedir. Efendi, peygamberin torunu, müridler de onlara hizmet eden birer köle hükmündedir. Ne dini, ne akli, ne ilmi referansı olan bu zihniyet, uzun zamandır İslam topraklarında etkili bir hitap olarak çalışmaktadır. Arkasında şıh efendiler, büyük tasavvufi seyyidler! vardır. Bu hitabın en tehlikeli boyutu şirke ve bidate kapı açmasıdır.
       Büyük çoğunluğu insanı yüceltmekte, ona yönelik hizmet vermekte, efendinin her dediğine vahiy gözüyle bakmaktadır. Son yıllarda patlak veren çıkışlarına bakarsak, kişi yüceltmeli bir hitap olarak tanınmaktadır. Şirk işleyen efendilere ve ferdlere durun, yapmayın, konuşmayın demek yerine efendimiz, hocamız ne derse doğrudur denmekte, efendilere masum bir kılıf giydirilerek dokunmazlık zırhına büründürülmektedir.
     Dini hitabı oluşturan, geliştiren, topluma sunumunu sağlayan nedir? Ona yön veren, rotasın çizen, temel kriterini belirleyen nedir? Ülkenin siyasi menfaatleri mi? Dinin yüce değişmez değerleri mi? 
     Cemaatlere, yön veren hitabın temeli, Kuran ve Sünnet olmalıdır. Dini hitabımızın temel kaynağı Kuran, Sünnet ve Ümmetin selefidir.
     Dini hitabımız; nas’a dayanmalı, her tür hizipten, siyasi kavgadan, bölgesel çıkardan, sapık düşüncelerden, akli yaklaşımlardan, batıl tevil ve tahriflerden, inkarcı bakışlardan uzak olmalıdır. Kişisel çıkışlarla ve batıl yorumlarla oluşturulan dini hitap asla kabulleneceğimiz bir hitap değildir. Dinde, aklın rolü sınırlıdır, o ne hakemdir, ne mahkumdur, o yerine göre araç ve bir alettir. Onu nas’a karşı oynatmak ve mücadele kulvarına çekmek sapıklıktır.
      Dini hitabımız kuranın ve peygamberin haber verdiği şekilde olmadıkça da felaha ermek mümkün değildir. Yine hitabımız selefin kavline ve hitabına mutabık olmalıdır. Kişi endeksli sözlere yorumlara değil nas’a bağlı selefin âlimlerine değer vermelidir. Bu ümmetin içinden çıkan yiğit muhaddislere ve fukahalara çamur atan, küçümseyen batıl hitaplar asla başarıya ulaşamayacaktır.
Diğer Makaleler :

» SENDEN NE DAVA ADAMI OLUR NE TALEBE

» ne faydan oldu?

» TEVHİDİ BOZAN DURUMLAR NELERDİR?

» İSLAMDA DİN DEĞİŞTİREN ÖLDÜRÜLÜR.

» Selefiler Oldukça

» Ey Hadis inkarcıları bu hadisin uyduruk olduğunu kim ispat eder?

» Akılcıların tahrifi ve hadis ehlinin izzeti

» Akılcılar, sahih naklin önüne sınırlı aklı geçirerek ilmin namusunu kirletmiştir.

» Mutlaka okumalısınız-Ubeydullah Arslan

» Cennet kapısı Mali ve unutulan dersler-Ubeydullah Arslan

» Hangi Humeyni?Ubeydullah Arslan

» Tarikatların tehditi ve bir öneri-Ubeydullah Arslan

» Tunus Nahda Hareketinin ve Gannuşi’nin zor sınavı-Ubeydullah Arslan

» Ehl-i Sünnet/Selef evrenseldir.

» Sünneti inkar edenlerden şikayetçiyim

» Nereden başlayalım?

» Şiilikten nasıl kurtuldum?

» İslam dünyasında yükselen Selefi düşünce

» Sevgi/Muhabbet Fıkhı

» Neden kendimizi Allah’a sevdirmeliyiz?

» Kavgamız Şirkle ve günahlarla eşimizle değil

» Çağdaş Murcie-Ubeydullah Arslan

» Ne Güzel Konuştun el-Huveyni!

» Allah’tan Başkasını mı Veli Dost Edineceğim?

» Özgürlük Filosu Ablukayı Sever

» Ey İman Edenler! Birlik Olun


Okunma Sayısı : 2507
Paylaş Delicious Stumble

Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet