Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 148
Dün : 3076
Bu Ay : 23638
Geçen Ay : 35734
Toplam : 2825871
 
  » Sihir ve Nazardan korunmak için 10 SEBEP

 

 

 
 
 
 

Bu araştırmamızda; sihir ve nazardan korunmaya vesile olan 10 sebebi zikredecek, manevi hastalıklara müptela olanlara Kuran ve sünnetten çözüm yolları önereceğiz. Rabbimden bu muhtasar çalışmamı mizanıma hasenat olarak yazmasını, okuyanların faydalanmasını diler, mübarek dualarınızı beklerim.
 
Çağımızda hemen hemen birçok insan bu manevi hastalıklara düşmektedir. Bu hastalıkların, çeşitli nedenleri vardır. En büyük sebebi; manevi donanım eksikliği, ihlâslı ibadet etmeme, takvayı terk etme, şerî hududu korumamadır.
 
İnsan, hasta olmamak, soğuktan korunmak için nasıl kalın bir palto giymek gerektiğine inanıyorsa, keza sihirden, nazardan, hasetten, cin ve şeytanların korkusundan korunmak içinde manevi donanım gerektiğine inanmalıdır. Manevi donanım, her tür şeytandan, cinlerden, hasetçi nazar edici gözlerden korunmaya sebep olur.
 
Mümin; her halinde ve işinde Allah’a yönelir, yalnız ona sığınır. Kim Allah’tan afiyet, sıhhat, rahmet, nusret, bereket isterse mutlaka ulaşır. Zira Allah kulana rahimdir.
 
Müslüman; her zorlukta, sıkıntıda ancak yerlerin ve göklerin sahibi, işlerin maliki, akıbetlerin sonunu gören Allah’tan yardım ister. Allah ayetinde buyurur –Ancak sana ibadet ederiz ancak senden yardım bekleriz.-(Fatiha–4) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurur: Senden başka sığınacak ve güvenecek yoktur ancak sana dönülür.
 
İnsan Şerî delillerin açıkça beyan ettiğine göre; bazı şeytanlardan, cinlerden, nazardan, hasetten etkilenebilir, bu durumda hastalıklara, rahatsızlıklara, korkulara, bunalımlara düşebilir.  
 
Bu arzu edilmeyen hallere düşen hastalar, kurtulmak için, bazı kişilerden sahih veya gayri sahih bazı tavsiyeler işitilebilir.
 
Hastalığa düşen kişi olsun, yakınları olsun, hastalığın tattırdığı acıdan dolayı herkese güvenerek, tedavi yollarına başvurur. Bu uğurda; ilim ehli olmayan, insanları batıl bilgiyle aldatan, mallarına ve kazançlarına göz diken kim insanlarla karşılaşabilirler. Bu kimselere yönelerek gayri şerî tedavi yollarına yönelir, hurafe bilgilerle büyük bir çıkmaza düşerler.
 
Toplumda, bu yollara düşerek, ne kadar çok, batıl hurafe işlere adım atan insan görürsün. Hurafeler ve batıl anlayışlarla sahih olmayan din eğilimi, cehaletin olduğu her yerde çabuk yayılır, hak suretinde görünerek kabul görür. Ne zaman sahih ilim, nassa dayalı islam, Kuran ve Sünnetten deliller beyan edilince, batıl ve hurafe inançlar hemen kaybolur, hak gerçek suretini gösterir. Bu yüzden manevi hastalıkların tedavisi, sahih delillerle ve nebevi tavsiyelerle gerçekleştirilmelidir. Rabbim, bizi kuran ve sünnet yolundan ayırmasın doğruyu sevdirsin batıldan uzak tutsun.
 
Değerli kardeşim!
Sihir, Nazar, cin çarpmasından korunmanın gerekli ilk yolu; Allah’a güvenmek, ona sığınmak, yalnız ondan yardım beklemek, nassların ışığında Şafi olan Rabbimizin ve tahir Sünnetin önerdiği tedaviye teslim olmaktır.  Allah ayetinde buyurur:
 
{ فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ}
Allah’a dönün. (Zariyat 50)
 
O halde; ancak Allah’a dönülecek, sığınılacak, tevekkül edilecektir. Birçok hastalar, Allah’a güvenerek, ona sığınarak, gerekli duaları yerine getirerek hastalıktan kurtulmuştur. Bu konuda yaşanılmış çok öykü vardır.
 
Değerli kardeşim! Başarı; Allah’ın elindedir, selamet ondandır, şifa onun dilemesiyledir.
 
Müslüman, her tedavi öncesinde, ille Allah’a güvenmeli, onun yardımına talip olmalıdır. Rahatlıkta; ibadet etmek bir şükür, hastalıkta ibadet etmekse bir sabırdır.
 
Kul ne kadar boyun eğer ve ona sığınır halde yaşarsa, huzur ve şifaya o kadar yakındır.
 
Değerli kardeşim şeytanın, cinin, nazarın, hasedin tesirinden korunmak için -Allah’ın izniyle- aşağıda söylenen maddeleri, mutlaka yerine getirmelisin.
 
Eğer hasta bir kimse, bu saydığım 10 sebebin hakkını vererek tatbik ederse, biîznillah şifa bulur, tedavi olur, mutluluğu yakalar, manevi silahını elde eder.Bu sebeplerden ilki şudur.
 
1- Hasta kimse[1]; her tür şerden-zarardan daima Allah’a İstiâze etmeli/sığınmalı, istiâzeyle korunmalı, sadece Allah’a güvenmeli.
 
{ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ (1) مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (2) وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ (3) وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ (4)}وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ (5)}
 
1. De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, 2. İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hâkimine),
3. İnsanların İlahına. 4. O sinsi vesvesenin şerrinden, 5. O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler)fısıldar. 6. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım!(Felak–1–6)
 
Allah, kendisine sığınanı işitir, bilir, O her şeye kadirdir, ayrıca sadece sığınmayı hak eden odur. Yeryüzünde ondan başka sığınılacak ve güvenilecek kimse yoktur. Kim ona şerden, zarardan, korkudan, bunalımdan dolayı sığınırsa, mutlaka Allah ona yardım eder, afiyete ulaştırır.
 
İstiâze/sığınma bir ibadettir, başkasına yapılması şirktir. Bu nedenle kendisine yapılmayan ibadete asla cevap vermez. Allah, başkasına sığınan hastaya şifa verir mi? Şerden korur mu? Manevi bunalımlardan arındırır mı? Dertlerine çare olur mu? Elbette olmaz. Allah ancak kendisine güvenen, dayanan, yardım isteyen kimseye yardım eder. Bu durumda hasta sadece ona güvenmeli ona dayanmalı ki hastalıktan kurtulsun. Allah ayette buyurur:
 
{ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللَّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ }
Kim Allah’a dayanırsa muhakkak o kimse doğru yola iletilir.(Al-i İmran–101)
 
 
{وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ }
Eğer sana şeytandan bir dürtü/zarar gelirse Allah’a sığın.(Araf–200)
 
وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ
Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!  Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim! (Muminun–97)
 
Değerli kardeşim! Allah, kendisine ihlasla sığınan, güvenen kulunun duasına icabetsiz kalmaz, emelini boşa çıkarmaz. Allah, böyle bir kulun, sürekli yardımında, desteğinde, korumasında olur. Bu konuda emin olmalısın.
 
2-Hasta kimse; Allah’a takvalı olmalı, her halinde ve işinde takvayı gerçekleştirmeli, Yalnız Allah’a karşı takva taşımalıdır.
 
Takva; dille söylenen mücerred bir ifade değildir O ancak; Allah’ın ve Resulünün emrettiklerini gizlide ve açıkta yerine getirmektir.
 
Yine takva; Allah’ın emrettiğini ve yasakladığını gözetmektir. Talak bin Habib’e (r.h.) takva sorulunca şöyle tanımlamıştır: Allah’tan bir nurla Allah’a itaati yapmak ve ecri sadece ondan beklemek, yine Allah’tan bir nurla günahı terk etmek, Allah’ın azabından korkmaktır.
 
 
İşte takvanın hakikati budur. Mümin her zorlukta, acıda, hastalıkta, Allah’a isyandan uzak kalmalı, başına gelen dertlere sabretmeli, takvanın adresini yakalamalıdır. Allah ayette şöyle buyurur:
 
وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
Hayırlı netice takva sahiplerinindir.(Araf–128)
 
Takva sahibi bir kimse; övülen hayırlı neticelerin, dünyada saadetin, manevi huzurun, bedeni şifanın sahibidir.
 
وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ
 
Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur. (Talak–2-3)
 
وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا
 
 
Dünyada kolaylığa ermenin, güzel neticeye ulaşmanın, işlerde başarı sağlamanın, düşüncede doğruyu yakalamanın, bereket ve hayır sahibi olmanın sebebi takvadır. 
 
Müslüman takva sahibi olunca ona zarar ve şer zarar vermez. Allah bu kimseyi korur, kendi himayesine alır. Allah ayette buyurur:
 
وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا
Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. (Al-i İmran–120)
 
Şeytan ve dostlarının hileleri ve tuzakları; hangi derecede olursa olsun, müslüman takva sahibi oldukça, asla zarar veremezler. Onların tehdidi ve korkutması, asla mümini etkilemez. Mümin; iman ve takvada zayıf olursa, şeytan ve cinler; ona hâkim olur, zarar verir, korkutur, bir oyuncak gibi kullanır. Bu nedenle; takva son derece önemlidir. Birçok cin çarpmaları ve ardından gelen korkular, tatsız konuşmalar, takvasızlıktan ve İslam’ın emri doğrultusunda yaşamamaktan gelmektedir. 
 
2-Hasta kimse; Allah’a takvalı olmalı, her halde ve işte takvayı gerçekleştirmelidir. Yalnız ona karşı takva taşımalıdır.
 
İnsan, Allah’a karşı günah işledikçe manevi çürümeye başlar, Şeytan onu bu durumda kuşatır,  dost edinir, yolunda asker yapar. Bu konuda güzel bir nebevi tavsiye dinleyelim, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem İbn Abbas’a şöyle nasihat ederdi: Sen Allah’ı (emrini-yasağını) koru ki, O da seni korusun, Sen Allah’ı(emrini-yasağını) koru ki, önünde(yardımını-korumasını) bulasın/göresin.
 
Hadis; Rabbinin hududunu koruyan kimsenin, her tür şerden, hastalıktan, belalardan, dertlerden, korkudan korunacağını bildirir. O halde demek ki; dünya sıkıntısından, cin ve şeytanın tattıracağı korkudan, korunmak için -Allah’ın hududunu- korumalı, takva ehli olmalıdır.
Değerli Kardeşlerim!
Mahlûktan gelen korkunun tek sebebi, Hâlik’a imanın zayıfladığından, günah işlemekten, şerî hududu muhafaza etmemekten kaynaklanır.
 
İlim ehli, imanın zayıflamasıyla insanda korkuların başlayacağını haber verir. Eğer iman artarsa, tevhid güçlenirse, insanın kalbinde takva artar, Allah’tan başkasından korkmaz, kalb sükunete erer. Allah ayette şöyle buyurur:
 
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ
 
O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik. (Araf-96)
 
Hülasa; takva sahibi olmak; dünyada saadeti, bereketi, selameti kazanmaya, mal ve işte hayra ulaşmaya, bela ve musibetten uzak kalmaya, cinlerden emin olmaya hasedden ve nazardan uzak durmaya sebep olur. 
 
3-Hasta kimse; düşmanına sabretmelidir. Düşmandan maksad, kendisine hased eden, nazar eden, sihirle zarar veren kimsedir.Bu kimselerin eziyetlerine sabretmeli, yapılandan dolayı şikâyet etmemeli, insanlara derdini açmamalı, Rabbine güvenerek onlarla uğraşmamalıdır.  
 
 
Hased edenlere karşı yapılacak en büyük amel Allah’a tevekkül etmek ve sabretmektir. Keza hased ve nazar edene karşı, Allah’a sığınacak, ona dua edecek, onun hilesini, sihrini dualarla ve Allah’a mutlak güvenle aşmaya çalışacak.
 
4-Hasta kimse, mutlaka sihir ve nazar karşısında Allah’a tevekkül etmeli. Tevekkül kalbin rabbine güvenmesi ona inanması güvenmesi her şeyi onun izniyle başaracağına inanmasıdır. Kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter. Tevekkül; kulun insanlar önünde başarmasına ve güçlü kalmasına sebep olan en büyük emirdir.
 
{ أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ } [الزمر:36]
 
Allah kuluna yetmez mi?(Zümer-36)
 
 
{ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ } [الطلاق:3
 
Kim Allah’a dayanırsa Allah ona yeter.(Talak-3)
 
Allah, kuluna yetince düşmanın ona zarar vermesi korkutması, tehdit etmesi zarar vermez. Kul; hakkıyla Allah’a dayanırsa, yeryüzü ve gökyüzü insanları, toplansa da Allah’ın emriyle, ona zarar vermesi mümkün değildir.
 
Peygamberimiz İbn Abbas’a(r.a. şöyle buyuruyordu: Bil ki; eğer tüm insanlar sana yarar vermek için toplansa Allah’ın sana yazdığından başka fayda veremezler, eğer sana zarar vermeye toplansa Allah’ın sana yazdığından başka zarar veremezler, kalemler dürülmüş, sahifeler kurumuştur.
 
O halde; kul dünyanın toplanıp kendisine zarar vereceğini görse, Allah’ın kendisine yazdığından başka zarar veremeyeceklerini bilmelidir.
 
Musa(a.s.) Firavun ve ordusunun takibinde aciz kalınca şikâyetçi olmadı sabretti, Allah ona Kızıldeniz’i ikiye böldü, suların önünde duvardan setler oldu, selametli bir yol açıldı, huzur ve mutluluk içinde etrafı ve gelişmeyi seyrederek kurtuldu,  düşmanlar ise boğuldu. Musa ve müminler yalnız Allah’a dayanarak düşmanları önünde başardı. Düşman ne kadar güçlü ve tuzak kurucu olsa da Rahmanın emri ve kuvveti önünde asla galip gelemeyecektir.
 
İmam Buhari ve Ahmed rivayet eder, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir ağacın altında, ashab da başka bir ağacın altında dinlenirken, düşmandan biri gelerek peygamberin yattığı ağaca asılı duran kılıcını çekerek eline geçirdi. Sonra güçlü bir şekilde haykırdı -ya Muhammed seni benden kim kurtarır? dedi. Peygamber üç defa, -Allah- dedi, bu sözün ardından düşmanın elindeki kılıç yere düştü ve peygamberimiz kılıcı ele geçirdi, seni benden kim kurtarır buyurdu, düşman affetmesini istedi affetti O kimse müslüman oldu. 
 
Görüldüğü gibi bir müslüman, Rabbine hakkıyla güvenir, dayanırsa, Allah, o kimsenin yardımcısıdır.
 
5-Hasta kimse, kalbini hasetçiden, sihir yapandan, nazarcıdan uzak tutmalı, onlarla meşgul olmamalıdır.
 
Zira büyük yorgunluk, sıkıntı, mutsuzluk, kalbin bu kimselerle meşgul olmasıyla daha çok artmaktadır. Şüphe ettiği hasetçi, nazar edici bir kimse varsa onunla da meşgul olmamalı, sürekli dua, zikir, kuran okumakla, huzur verici söz ve amellere adım atmalıdır. Bu gibi meşguliyetler ve tereddütler arttıkça marazı da artar ve mutlu olamaz. İbn Kayyım(r.h.) der ki; -Bu kimsenin sergileyeceği- bu tavrı en faydalı ilaç olup (hasetçinin-sihir edenin-nazar edenin) şerrinden korunmaya vesile olan en büyük sebeptir.
 
Diyelim ki; müslüman kendisine zarar veren, kalbini kıran, hased eden, nazar eden, sıkıntı tattıran bir kimseyi görürse, ona iltifat etmemeli, onunla konuşmamalı, tartışmaya girmemeli, eğer bunları yaparsa, hastalığı daha çok artar, nefsine zarar verir. Hased eden bu kimse, zaten bunu istemektedir. Allah ayette buyurur:
 
{ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ } [الأعراف:199]
Cahillerden yüz çevir (Araf–199)
 
O halde hasetçi, kendisiyle muhatap olmayan görürse, kendi kendini yer bitirir, başkasına değil nefsine zarar verir.
 
Hasta, böylece hasetçiye iltifat etmemesinden dolayı şerrinden emin olur, bu durumda, en güzeli kalbi ve aklı asla hasetçiyle meşgul etmemek, faydalı hayırlı şeylere yönelmektir. Bu durum; ruhun ve aklın, her tür sıkıntı veren şeyden uzak tutulmasıyla gerçekleşir. 
 
6-Hasta kimse, her sıkıntı-dert-rahatsızlık anında, sadece Allah’ın rahmetini, hayrını, nusretini istemeli, ihlâsla ona yönelmeli, beşere-cinlere-ölülere-mezarda yatan kimselere şifa bulmak amacıyla asla gitmemelidir. Zira bu yapacağı şey en büyük günah şirktir.
 
Bu gibi rahatsızlıklarda tek ilaç Allah’a güvenmek, ona sığınmak, onun emrettiği dini yaşamak, elçisini izlemek, kalbi tevekkülle güçlü kılmaktır.
 
Bu sıkıntı hallerinde, beşerden medet ve yardım talep etmek hastalığı artırır ve şirke düşürür. Şeytan ve cinlerin amacı da zaten bunu gerçekleştirmektir. Şeytan ve dostlarının, ihlâslı muvahhidler üzerinde, asla bir etkisi olmayacaktır. Allah bu gerçeği bakınız ayetiyle şöyle ortaya koyar.
 
{ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ (82) إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ } [ص:82-83]
 
Senin izzetine yemin olsun ki; ancak muhlis olanlar hariç insanların tümünü azdıracağım(Sa’d-82-83)
 
Şeytan ve dostlarının, Muvahhid muhlis müminler üzerinde yaptırımı olamaz, tesir edemez, zarar veremez. İhlas; dünya ve ahirette her hayrın, saadetin, kurtuluşun temelidir. 
 
7-Hasta kimse; Düşmanın musallat ettiği günahlardan arınmak için tevbeyi sadece Allah’a halis kılmalıdır. Bir kula gelen zarar, mutlaka Rabbine karşı işlediği hatadan, günahtan dolayı geldiğini bilmeli, hatırladığı ve hatırlamadığı günahtan dolayı sadece Allah’a tevbe ederek arınma istemelidir. Günahlar sıkıntıları artıran bir etkendir. Zira kalp ancak Allah’a taat ettikçe mutmain olmaktadır. Bu durumda hasta, arınma yolunun tevbeden geçtiğini görmeli, hatasını ancak Allah’a arz etmeli, küçük ve büyük tüm günahtan Allah’a sığınmalıdır. İşte bu göstereceği ihlâslı tavır, günahtan arınmasını sağlayacak, hatasını örtecek, ruhi ve akli bakımdan rahatlamasına sebep olacaktır. Aslında bu tavsiyeler günümüzde bilimsel çalışmalara imza atan psikologların da uyguladığı seanslar ve tavsiyelerdir.
 
Tevbeden arınmak isteyen hasta, bol bol istiğfar/affolunmayı istemelidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in her gün en az 100 defa istiğfar etmesi, pratik tevbe yolunu göstermesi manevi mutluluk için ortaya koyduğu en güzel mutluluk terapisidir. Mutlu olmak ve hasedden-sihirden-nazardan korunmak için nebevi tedavi yolunu görmek gerekir.
 
Peygamberin uyanınca, gündüz içinde, akşam yatmadan önce okuduğu dualar, tavsiyeler, zikirler mutlaka okunmalıdır, zira bu tavsiyeler ruha fayda veren en büyük ilaçlardır. 
 
Peygamberin her sözünde ve amelinde hayır ve bereket bulunmaktadır. Allah ayetinde onun tavrını örnek göstermiş onun yolunda örneklik olduğunu haber vermiştir. Çağımızda onun yolundan, tavsiyelerinden uzak kalan insanın ruhu ve aklı; bunalımlara boşuna düşmemektedir. 
 
Bu konuda sizlere tavsiye edeceğim en güzel sahih dua kitabı Guruba yayınlarının bastığı Said el-Kahtani’nin kaleme aldığı nefis eser -Hısnı’l Muslim- adındaki meşhur dua kitabıdır. Bu eser hemen her dile tercüme edilerek en çok okunan kitaptır.
 
8-Hasta kimse, çevresinde şahit olduğu ihtiyaç sahiplerine gücü yettiği oranda sadaka ve iyilikte bulunmalıdır.
 
Zira sadaka şerri, hasedi, sihri, nazarı def etmekte, Allah’ın rızasını kazanmaya sebep olmaktadır.
 
Sahih hadiste geldiği gibi -Sadaka Allah’ın gazabını söndürür-. Ayrıca bir hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:-Hastalarınızı sadakayla tedavi edin- Sadaka vermenin, iyilikte bulunmanın, tatlı söz söylemenin hayrı ve ruha mutluluk katması büyüktür.
 
İbn kayyım(r.h.) der ki; Sadakanın belayı, nazarı, hasetçinin şerrini def etmede çok ilginç bir tesiri vardır. Mümin; maddi ve manevi sadakayla korunmalıdır. Nasıl ki bir adet hurmayla da olsa sadaka vermek cehennemden koruyorsa, bir hurmayla da olsa keza şerden, beladan, dertten kurtulmak için sadaka vermelidir.
 
9-Hasta kimse, hasetçinin, zulmedenin, nazar edenin, eziyet verenin ateşini ancak ona iyilik ederek söndürmelidir.
 
Bu kimselerin şerleri, tehditleri, zararları arttıkça onun da iyilikle karşılık vermesi gerekli, kalplerini kazanmaya çalışmalı, şefkatle davranmalı, böylece hem şerlerini azaltmaya çalışmalı hem Ruhan rahatlamalıdır. Allah ayette şöyle buyurur:
 
{وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ (34) } {وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ } [فصلت:34-35]
 
İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.  Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur. (Fussilet-34-35)
 
Malum Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Taife kavmini Allah’a davet etmek için gitmişti ancak kavmi dinlemeyip nankörlük ederek daveti reddetti bununla da kalmadılar, ayaklarının altına dikenler attılar, taşladılar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayakları kanadı, yüzünden kan aktı, kederle şehrin dışına zor bela attı. Allah, peygamberin o hali üzerine meleğini gönderdi dilerse iki dağı başlarına geçireceğini haber verdi Peygamber ise yüce bir örneklik göstererek şöyle diyordu;
 
"اللهم اغفر لقومي فإنهم لا يعلمون" .
Ey Allah’ım! Kavmimi affet şüphesiz ki onlar bilmiyor
 
Peygamber kötülüğe kötülükle değil iyilikle karşılık veriyordu. Bu ise onun en güzel vasfıydı.
 
10-Hasta kimse her düşüncesinde Allah’ı birlemeli, onun birliğini ve azametini düşünmeli, böylece kalbini hasetçi ve nazar edicinin şerrinden ruhen ve aklen korunmalı, zarar ve fayda verenin sadece Allah olduğuna inanmalıdır.
 
İbn Kayyım (r.h.) der ki: Eğer kul sadece Allah’ı birlerse, Allah’tan başka kimseden korkmaz. Düşmanı ona hafif gelir. Allah’la beraber birinde korkmaktan sakınır.”
 
Kul; Rabbini birleyince korkudan, düşmanın tehdidinden emin olur, bu durumda Allah onu her tür eziyetten, sıkıntıdan, beladan, cinden, şeytandan, nazardan korur.
 
Bu anlattıklarımdan şu gerçeğe şahit oluruz, kul; ihlâslı, muvahhid, zikreden, dua eden, günahtan uzak yaşayan ve bol bol istiğfar edenlerden olursa kalbinde Allah’tan başka kimsenin korkusunu yaşamaz.
 
Allah’ın kulunu koruması kulun imanına göre gelişir. İman ne kadar kuvvetliyse korunması o kadar kuvvetli, iman ne kadar zayıfsa korunması o kadar az olur. Bu nedenle Selef âlimleri der ki; Kim Allah’a tümden dönerse, Allah’da ona her yönden döner. Kim de tümden yüz çevirse Allah da ondan yüz çevirir.
 
Tevhid ve ihlâs güven duymak isteyenlerin en büyük kalesidir. Bu kalenin muhafız askerleri de iman, salih amel, istiğfar, dua, zikir, tevbe, Allah’a firar, ona ikbal, ona tevekkül, eziyete sabretmek, ruhu ve aklı her tür sıkıntıdan uzak tutmaktır. 
 
Selef der ki; Kim Allah’tan hakkıyla korkarsa her şeyde ondan korkar. Kim de Allah’tan korkmazsa, her şeyden korkar. Sabahlar her şeyden korkar, akşamlar her şeyden korkar. Zira Allah korkusu; kulun kalbine sadece Allah’ın korkusunu, heybetini, azametini, yüceliğini kazandırır.
 
Değerli kardeşim! Eğer hasta bir kimse veya müslüman bir kimse bu saydığım 10 sebebin hakkını vererek tatbik ederse biîznillah şifa bulur, tedavi olur, mutluluğu yakalar, manevi silahını elde eder.
 
Allah, her işimizi hayra ve berekete ulaştırsın, güzel hayat ve akıbet yazsın, doğru yola iletsin, her işimizin muhafızı dinimizle bizi ıslah etsin, geçimimizin yeri olan dünyamızı hayra tebdil etsin, asıl yurdumuz ola ahiretimize çalışmayı kolaylaştırsın,
 
Allah,  her hayırda dünyamızı genişletsin, her şerde ölümü rahatlık olarak versin, küçük büyük her günahı bağışlasın, kalbimize sekinet, iman, salih amel nasip etsin, kardeşlerimizi sevmeyi, kâfirlere karşı nefret duymayı versin.
 
Allah nefsimizi, eşimizi, çocuklarımızı, ailemizi, annemizi babamızı her tür şerden ve batıldan korusun hakka iletsin.
 
Allah, Şeytanların şerrinden, kâfirlerin küfründen, zalimlerin zulmünden, saptırıcıların sapıklığından, cahillerin cehaletinden, nazar edicilerin nazarından, sihirbazların sihrinden ve büyülerinden, hasetçinin şerrinden korusun.  
 
Allah en iyi bilendir salât ve selam Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tüm ashabının üzerine olsun. 
 
 
 


 


[1]Sihir, nazar, haset rahatsızlığına düşen kimsedir. Buna cinlerin ve şeytanların zarar verdiği hastada dâhildir.
Diğer Araştırmalar :

» Kevserî Cehmiyye Okulu’nun İbn Teymiyye’ye yönelik haksız suçlamasının değerlendirilmesi

» Dinler Birliğine Davet konusunda bir araştırma

» Alimlere uymak şirk midir! bir araştırma

» İçinde köpek ve resim olan eve melekler girmez hadisi hakkında

» Yaratmak ta Emretmek te Allah’ın Hakkıdır

» Üç Usul İle Tevhide Vusul

» La İlahe İlallah’ın Şartları ve Anlamı

» Bir Toplum Kendini Değiştirmezse Allah’ta Onları Değiştirmez

» Sahih Akideye muhalif sözler

» Onlar hiç bir zaman sözlerini değiştirmediler

» Sorularla 3 Esas Şerhi

» Sorularla 4 Vacibin Şerhi

» Niçin Selefiyim

» Muhafazakâr ve Kemalist Düşüncelerin Laiklik Anlayışına Bakış

» Kuran ve Sahih Sünnetten Âkide Dersleri

» Kötü Zan ve Asılsız Haberlerin Tespiti

» Kâfirun Suresinin Tefsiri

» İşte Sevgili

» İslam Kardeşliği

» İran’ın Safevi Farisi’nin Hayalleri ve Ummu’l Kura Nazariyesi

» Lübnan Hizbullah’ının Öyküsü

» Davet ve İslahta Selefin Kriterleri

» Allah’ın Uluvluk/üstte oluş Sıfatı

» Allah’a Sadık Olmak

» 125 Soruyla Abdest ve Namazı Öğreniyorum

» Âkidetu’l Vasıtiyye’den Akide Dersleri


Okunma Sayısı : 4899
Paylaş Delicious Stumble

Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet