Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 279
Dün : 522
Bu Ay : 17913
Geçen Ay : 9524
Toplam : 2898334
 
  » Dinler Birliğine Davet konusunda bir araştırma

 

DİNLER BİRLİĞİNE DAVET ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA


Prof. Dr. Abdurrahman ibn Nasır ibn Berrak
İmam Muhammed bin Suud İslam Üniversitesi Eski Öğretim Üyesi.


Terceme: 
Ubeydullah Arslan


Allah, peygamberlerin ilki Nuh’tan, son Peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e kadar gelen Resulleri İslam diniyle göndermiştir. İslam’ın hakikati; bir ve ortağı olmayan Allah’a ibadet etmek, onun dışında tapılan varlıkları terk etmek ve uzak kalmaktır. Bu ise; dine ihlâsla ibadet etmektir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır, “O halde sen de dini Allah’a has kılarak (ihlâs ile) kulluk et.” (Zümer–2) 

İslamın hakikati, hem Allah’a itaati hem Resulüne itaati içine alır. Bu hakikate birçok ayet delildir. “Andolsun ki biz, "Allah’a kulluk edin ve Tağut’tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.” (Nahl–36) Allah şöyle buyurur; “Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona: "Benden başka İlah yoktur; şu halde bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım.”(Enbiya–25) Allah şöyle buyurur, “Bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: Ben sizin taptıklarınızdan uzağım. Ben yalnız beni yaratana taparım. Çünkü O, beni doğru yola iletecektir.”(Zuhruf–26–27)

İslam’ın hakikati, La İlahe İllallahtır, o da tağutu inkâr etmek Allah’a iman etmektir, bu hakikat sapa sağlam kulp ve takva kelimesidir. Allah şöyle buyurur; Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. Allah şöyle buyurur; “O halde kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara–256) 

Tüm Resullerin dininin ismi İslam olduğuna dair delillerden biri Nuh (a.s.) hakkında ki şu ayettir, “Bana müslümanlardan olmam emrolundu." (Yunus–72)

Allah, İbrahim ve Yakup(a.s.) hakkında şöyle buyurmuştur, “Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam’ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).” (Bakara–132)

Allah, Musa (a.s.) hakkında şöyle buyurmuştur, “Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah’a inandıysanız ve O’na teslim olduysanız sadece O’na güvenip dayanın.”(Yunus–84)

Allah, havariler hakkında şöyle buyurmuştur, “Allah’a inandık, şahit ol ki bizler müslümanlarız.” (Ali İmran–52)

Allah indinde din, İslam’dır. Allah İslam’ın dışında başka bir dini kabul etmeyecektir.

Allah şöyle buyurur; “Allah nezdinde hak din İslam’dır.” (Ali İmran–19) Allah şöyle buyurur; “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Ali İmran–85)
 
Bil ki bu yüzden kim resullerin dininden çıkarsa dünya ve ahirette hüsrana uğrayan bir kâfirdir. Bu kimse ister bilerek, yalanlayarak, şüphe duyarak, büyüklenerek Peygamber davetinden yüz çevirmiş olsun böyledir. Bu kimse içten doğrulayan olsa da fark etmez. Nitekim Allah şöyle buyurur; “Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler açıkça Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.” (Enam–33) 

Allah Firavun hakkında şöyle buyurur; “Kendileri de bunlara yakinen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!” (Neml–14)

Bil ki; Resuller ve onlara bağlı olanlar müslümanlardır. İmanın temelinden biri de gelen tüm resullere iman etmektir. Bazsına inanıp bazını reddetmek halinde müslüman ve mümin olunmaz. Nitekim Allah şöyle buyurur, “Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.” (Şuara–105) Allah buyurur, “ Ad kavmi de peygamberleri yalandılar.” (Şuara-“123) Allah buyurur, “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip "Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız" diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa–150–151) Allah buyurur, “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. "Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler.” (Bakara–285)

Kuran ve sünnetten gelen delillerle tüm Resullerin dini birdir. "Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim." "Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının" (denildi)” (Muminun–51–52) Peygamber şöyle buyurmuştur, “Meryem oğlu İsa’ya(a.s.) dünya ve ahirette yakın benim, Peygamberlerin anaları ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.” (Buhari-Müslim) Bu delil Peygamberlerin dininin bir olduğunu doğrulamaktadır. Bu yüzden ilk gelenler son gelecekleri müjdeler ve iman eder, son gelenler de ilk gelenleri tasdikler ve iman eder. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır, “Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrail oğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti.” (Saff–6) 

Kuranda en çok zikri geçen en büyük ümmet israiloğullarıdır, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den önce nübüvvet onlardaydı. Onların en büyük Peygamberleri diğer peygamberlerine nazaran Musa ve İsa’dır.(a.s.) Bu iki peygamber büyük resullerdendir. Allah üzerlerine Tevrat’ı ve İncil’i indirmiştir. Allah bize bu iki resulün büyümelerini, resul olarak gönderilmelerini, israiloğullarıyla hallerini detaylı olarak haber vermiştir. İsrailoğullarının peygamberleri İsa(a.s.) gelene kadar tevratla hükmederlerdi. İsa (a.s.) Tevrat’ı doğrulayan ve onun bazı hükümlerini nesh eden olarak gelmiştir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır, “Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat’ı indirdik. Kendilerini (Allah’a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi.” (Maide–44) Allah, Mesih/İsa (a.s.) hakkında şöyle buyurur, “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de helal kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah’tan korkun, bana da itaat edin.” (Ali İmran–50)

Musa’ya(a.s) iman eden müminler, İsa (a.s.) gelinceye kadar tevratın şeriatıyla hükmetmek ve hak olduğuna iman etmekle emrolunmuşlardı. Ona iman eden ve uyan müslümandı, yalanlayan ise kâfirdi. İsrailoğulları, İsa(a.s.) gelinceye kadar Musa’ya iman eden Yahudiler olarak tanınırken, İsa (a.s.) gelince ona iman edenler Hıristiyanlar olarak tanındı. Onu inkâr edenler, Yahudi ismiyle kaldı. Böylece İsrailoğulları Yahudi ve Hıristiyan olarak iki topluluk oldu. İki topluluktan da mümin ve kâfir olan vardı. Allah, kuranda onların müminlerinden ve kâfirlerinden, küfre düşme sebeplerinden haber vermiştir. 

Yahudilerin küfre düşme sebebi, Tevratı tahrif etmeleri, peygamberleri öldürmeleri, Uzeyr Allah’ın oğludur demeleri, İsa(a.s.) inkâr etmeleri, son gelen Resulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i reddetmeleri ve çeşitli küfürleri toplamalarıdır. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır, Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat’ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat’tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah’ın laneti böyle inkârcılaradır. Allah’ın kullarından dilediğine peygamberlik ihsan etmesini kıskandıkları için Allah’ın indirdiğini (Kur’an’ı) inkâr ederek kendilerini harcamaları ne kötü bir şeydir! Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar. Ayrıca kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır. 

Hıristiyanların küfre düşme sebebi, İsa ve annesini İlah edinmeleri, Mesih Allah’ın oğludur demeleri, Allah üçün üçüdür demeleri sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlamalarıdır. Allah şöyle buyurmaktadır, “Andolsun ki "Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesih’tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Mesih "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demişti. Andolsun "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek Allah’dan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir.” (Maide–72–73)

Allah; Kuranda bu her iki topluluğun nefislerini beğenmelerinden, başkalarını küçük görmelerinden, hidayetin sadece kendilerine has olduğunu düşünmelerinden, cennete yalnız kendilerinin gireceğine dair inançlarından haber vermiştir. Nitelim Allah şöyle buyurur, “( Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut Hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de. Bilakis, kim muhsin olarak yüzünü Allah’a döndürürse (Allah’a hakkıyla kulluk ederse)onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler. Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil’i) okumakta oldukları halde Yahudiler: Hıristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hıristiyanlar da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler. Kitabı bilmeyenler de birbirleri hakkında tıpkı onların söylediklerini söylediler. Allah, ihtilafa düştükleri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir. (Bakara–111–112–113) Allah şöyle buyurur, “(Yahudiler ve Hıristiyanlar müslümanlara:) Yahudi ya da Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanif olan İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.”(Bakara–135) Allah şöyle buyurur, “İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi. İnsanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.” (Ali İmran–67–68)

Bu nedenle bilinmeli ki, semavi dinler üç tanedir, Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık. Hepsi de İbrahim’in büyüklüğünde ve ona bağlılıkta (a.s.) müttefiktirler. Allah, Yahudi ve Hıristiyanların bu iddialarını reddetmiş, İbrahim’e en yakın kimselerin, tevhid yolunda giden, şirk ve ehlinden uzak duran Muhammed sallallahu aleyh ve sellem’e iman eden müslümanların olduğuna hükmetmiştir. Bu sebeple İbrahim milleti, bir tek olan ortağı bulunmayan Allah’a ibadet etmek, dini ona halis kılmak, müşriklerin taptıklarından uzak durmaktır. Allah, Peygamberine İbrahim dini uymasını emretmiştir. Nitekim Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır, “Sonra da sana: "Doğru yola yönelerek İbrahim’in dinine uy! O müşriklerden değildi" diye vahyettik.” (Nahl–123) İbrahim’in (a.s.) dini üzerine olanlar Müslümanlardır, Yahudiler ve Hıristiyanlar değillerdir. Nitekim Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır, “Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size "müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlanızdır. Ne güzel mevladır, ne güzel yardımcıdır.” (Hac–78) Müslümanların asırları bu itikad üzerine devam etti, bu itikad İslam dinidir, O da Allah’ın kendisinden başka kabul etmeyeceği ve razı olmayacağı tek hak dindir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiği İslam dinini kabul etmeyen kimse eğer bu şekilde ölürse kâfirdir, ebedi ateşi girmesi vaciptir. Allah, peygamberine Yahudi olsun Hıristiyan olsun insanların tümünü İslam’a çağırmayı, İslam’a girmeleri ve hak sultana boyun eğmeleri için Allah’ın kelimesini ve dinini yüceltmeyi ona vacip kılmıştır. Nitekim Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır, “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.” (Tevbe–33)

Hala Savaş, Müslümanlarla düşmanları arasında değişerek devam etmektedir. Allah kendine yardım edene yardım edeceğini garanti etmiştir. Allah şöyle buyurmaktadır, “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz. İnkâr edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” (Muhammed–7–8) 

Hıristiyanların İslam’a bağlı yandaşlarıyla birlikte birçok müslüman beldelerini ele geçirip, işgal etmesi, İslamın ve müslümanların çilesini arttırdı. Ne zaman ki askeri sömürgecilik def edildi, eğitimde, medyada, kâfir batı devletlerine bağlı kimselerin düzenlediği hayat sisteminde, fikri sömürgecilik başladı. Bunun sebebi de müslümanların İslam dininin hakikatini bilmede gösterdikleri cehalet, İslam şeriatını ve ahkâmını halklarına teşvik etmeleri bir yana, kendi nefislerinde uygulamadan uzak kalmalarıdır. Bunun neticesinde Allah müslümanları küçülttü, kâfir ve azgın/tağut devletleri kendilerine saldıran, tehdit eden, engelleyen Amerika’yı musallat etti, Amerika, kendini Birleşmiş Milletler Heyetinin ismiyle tüm beldelerin üzerinde direktif veren ve iç işlerine müdahil olan bir devlet konumu getirdi. Amerikan devleti, uluslar arası sahada hakikatte hâkim kabul edildi, sonra da her devlet yetkili mevki görerek sorunlarını ona götürmeye başladı. Buna en güzel örnek Filistin sorunudur, İslam ve Arap devletleri sorunu çözemedi, ancak Yahudi devletine karşı Filistin’in dışından gerçekleştirilecek cihaddan başka çözüm yoktur. Bu durum daha önce anlattığımız devletlerden de beklenmemektedir. Lakin Allah şöyle buyurmuştur, “İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.” (Muhammed–38) Bu Allah’tan bir vaattir, Allah vaadinden dönmez. Zafer ancak zikri geçen şart gerçekleşirse olur. Bu ayetimiz şudur, “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz. İnkâr edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” (Muhammed–7–8) 

Geçmişte Hıristiyanlar, Müslüman beldelerini askeri olarak işgal ederdi, günümüzde ise, onlara bağlı şahısların elleriyle planlarını uygulamaktadırlar. İslam düşmanları ve Hıristiyanların islama bağlı dostları, müslüman toplumlarda yaydıkları çeşitli fesad ve sapıklıkla yetinmediler. Bu amaçla sömürgeciliğin başladığı günden günümüze kadar, kadın hakkı ve özgürlüğü adı altında kadını alet edinmeye başladı. Yine Allah’ın şeriatı yerine, kendi belirledikleri beşeri kanunu uygulayıp, uygulanmasını emrettiler. Tüm yaptıklarıyla yetinmediler, hatta müslümanların akidelerini sinsi hareketlerle bozmayı umut ettiler. Bilinen münafıklarla ve müslüman birçok cahillerle, hakikatini bilmedikleri yahutta İslam dininin hakikatini bilmeyenlerle bu tuzakları piyasaya sundular.
Bu yol iğrenç pis bir yoldur. Bu yol, “İslam ve Hıristiyanlık arasında yakınlaşma daveti” veya “Dinler arası yakınlaşma daveti” veya “Dinler arası birlik” veya “Üç Semavi dinin birliği” veya “İbrahimi dinlerin birliği” veya “İbrahim Milleti” veya İbrahimi dinlerin birliği” veya “Semavi kitapların birliği” veya diğer ifadeleriyle “Din kardeşliği” ve “Dini tutuculuğu atma” ve “İslam Hıristiyanlık kardeşliği” ve “Komünistlere karşı İslam Hıristiyan dayanışması” veya “Ateistlere karşı İslam Hıristiyan dayanışmasıdır.”

Tüm bu isimler ve ibarelerin amacı, hakkı batılla karıştırmaktır. Batılı güzel göstermek için sözü süslemektir. Hile ve batılı hak gibi göstermek uğrunda inceden düşünmektir. Bu sebeple de “ medeniyetler diyalogu” veya “Dinler arası diyalog” ibareleriyle ifade etmektedirler. Bu çalışmanın iki gayesi bulunmaktadır.


1-Batıl dinlere saygı duymak veya Yahudilik ve Hıristiyanlık semavi dinlerine saygı göstermektir. Buda ona zarar vermemek, batıllığını açıktan söylemek, bunları din edinmiş olanlara kâfir ismini vermemektir ki bazı kimseler bunu şöyle ifade etmektedirler “Üç semavi dinler arası karşılıklı barış içinde yaşam” !!!


2-Bu batıl dinlerin sahihliğini itiraf etmek, İslam gibi Allah’a giden yol olduğunu söylemek, bunun manası Yahudi, Hıristiyan, Müslüman arasında fark yoktur hepsi de hak din üzeredir demektir.!!!

Sözde bu birlikle, kardeş olup düşmanlığı, nefreti, daveti ve cihadı terk etme düşüncesi açık bir küfürdür, islamdan çıkartan bir ameldir. 


Buraya kadar işlediğimizi özetlersek:

1-Allah katında hak din İslam’dır, O da tüm resullerin dinidir.

2-Allah İslam dışında başka bir dini kimseden kabul etmeyecektir.

3-İslam, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra sadece getirdiğine ve ona tabi olanlara hastır.

4-Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem getirdiği İslam şeriatının dışına çıkan insan kâfirdir. Çünkü Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem’in Risalesi herkesi kapsar, kimseye ondan dışarı çıkma hakkı vermez. 

5-Yahudiler ve Hıristiyanlar kâfirdir, İslama davet edilmeleri gerekir, nasıl Müşrikleri İslam’a davet etmek ve Allah’ın dininin yücelmesi yolunda onlara karşı cihad vacipse, eğer şartlar yerindeyse Yahudi ve Hıristiyanlara karşı da cihad etmek vaciptir. “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.” (Tevbe–33)

6-Artık Kim Tahrif, tebdil/değişme, Nesh sonrası Yahudi ve Hıristiyanların dinini sahih görürse kâfirdir, İslam dininden çıkmıştır.

7-Artık kim kendisine İslam daveti ulaştıktan sonra, Yahudi ve Hıristiyan veya başka din üzerine ölürse, ebedi ateştedir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur, “Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedi olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.” (Beyyine–6) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur, “Nefsimde elinde olana yemin ederim ki, Beni Yahudi ve Hıristiyan iken duyup kendisiyle gönderildiğime iman etmeyip ölen kimse cehennem ehlindendir.” (Müslim)

8-Kâfirler müslüman oluncaya kadar onlardan ve dinlerinden uzak kalmak, onlardan nefret etmek ve düşmanlık göstermek vaciptir.


9-Dinler arası yakınlaşma veya dinler birliği davetinin batıllığı ve batıl üzere olan Yahudi ve Hıristiyan dininin sahihliğini barındırması nedeniyle küfür davet olması.

10-Bu birliğe vesile olan şeylerin haram olması, şu örnekte geldiği gibi “Medeniyetler arası diyalog” gibi ifadelerle. Şu ayetlerin “(Resulüm!) de ki: Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.”(Ali İmran–64) veya “Allah’a kulluk edin ve ona şirk koşmayın” (Nisa–36) veya “De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah`a ve ümmi Peygamber olan Resulüne -ki o, Allah’a ve onun sözlerine inanır iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (Araf–158) çerçevesinde Müslümanların kendi aralarında veya batıl din mensuplarını İslam’a davet etme amacıyla gerçekleştirdikleri davet, Resullerin ve onlara tabi olanların yoludur. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır, “(Resulüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim." (Yusuf–108)

11-Gayesi Yahudi ve Hıristiyan gibi batıl dinlere kötü söz söylememe olan “Dinler arası diyalog” ve “Dinler arası hoşgörü’ye” saygı duymanın haram oluşu. Zira İslam dinden başka hiçbir dine saygı duyulamaz. Çünkü o diğer dinlerin dışında kalan tek hak dindir.

12-Müslüman ve kâfir arasında kardeşlik olmaz, şöyle demek caiz değildir, “Hıristiyan kardeşlerimiz veya kâfirlerden kardeşlerimiz” Kardeşlik ve Dostluk ancak müslümanlar arasındadır. Nitekim Allah şöyle buyurur, “Müminler ancak kardeştirler.”(Hucurat–10) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur, “Müslüman kardeşler olun” (Buhari-Müslim) yine Allah şöyle buyurur, “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.”(Tevbe–71) Allah kâfirlerle münafıkların kardeşliğini bir araya toplamıştır, nitekim şöyle buyurmuştur, “Münafıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına: Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz, dediklerini görmedin mi? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.” (Haşr–11) Allah kâfirleri birbirlerine dost kılmıştır. Allah şöyle buyurur, “Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah’ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.” (Enfal–73)

13-Tevrat’ın ve İncil’in tahrifinden, değiştirilmesinden ve neshinden sonra Allah’a yakınlaşmak amacıyla hidayet ve ilim talebinde onlara müracaat etmek caiz değildir. Onların Allah’tan indirilme olduğu iddiasıyla Kuran gibi hürmet gösterilmesi gereken kitaplar olduğuna inanmak caiz değildir. Oysaki bu iki kitaba da birçok batıl karışmış, birçok ayeti nesh olmuş, Allah bu iki kitap içinde yer alan hakkı kendi kitabında korumuştur, nitekim Kuranda şöyle buyurmuştur, “Ona önünden de ardından da batıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir.” (Fussilet–42) Ömer İbn Hattab(r.a.) Ehl-i Kitaptan aldığı bir kitapla, Peygamber’e sallallahu aleyh ve sellem geldiğinde ona gazaplanmış şöyle buyurmuştu, Ya Hattab! kitabda noksanlık mı görüyorsun yoksa? Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Eğer Musa yaşıyor olsaydı bana uymaktan başka çaresi yoktu.”(Ahmed-Elbani hasendir.)

Allah bizleri ve diğer müslümanları sıratı Müstakime “Nimet verdiklerinin, peygamberlerin, şehitlerin, Salihlerin, onlar ki ne güzel dostlardır yoluna” hidayet buyursun, gazaba uğramış ve sapıtmışların yolundan korusun, Allah imanı sevdirsin ve kalbimize süslesin, küfür, fısk ve isyanı nefret ettirsin, kendi katından ve nimetinden bizi Salihlerden kılsın, Allah âlimdir ve hâkimdir ve salât ve selam kulu ve elçisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ehli beytine, tüm sahabelerinin üzerine olsun. 
Diğer Araştırmalar :

» Kevserî Cehmiyye Okulu’nun İbn Teymiyye’ye yönelik haksız suçlamasının değerlendirilmesi

» Alimlere uymak şirk midir! bir araştırma

» İçinde köpek ve resim olan eve melekler girmez hadisi hakkında

» Yaratmak ta Emretmek te Allah’ın Hakkıdır

» Üç Usul İle Tevhide Vusul

» La İlahe İlallah’ın Şartları ve Anlamı

» Bir Toplum Kendini Değiştirmezse Allah’ta Onları Değiştirmez

» Sahih Akideye muhalif sözler

» Onlar hiç bir zaman sözlerini değiştirmediler

» Sihir ve Nazardan korunmak için 10 SEBEP

» Sorularla 3 Esas Şerhi

» Sorularla 4 Vacibin Şerhi

» Niçin Selefiyim

» Muhafazakâr ve Kemalist Düşüncelerin Laiklik Anlayışına Bakış

» Kuran ve Sahih Sünnetten Âkide Dersleri

» Kötü Zan ve Asılsız Haberlerin Tespiti

» Kâfirun Suresinin Tefsiri

» İşte Sevgili

» İslam Kardeşliği

» İran’ın Safevi Farisi’nin Hayalleri ve Ummu’l Kura Nazariyesi

» Lübnan Hizbullah’ının Öyküsü

» Davet ve İslahta Selefin Kriterleri

» Allah’ın Uluvluk/üstte oluş Sıfatı

» Allah’a Sadık Olmak

» 125 Soruyla Abdest ve Namazı Öğreniyorum

» Âkidetu’l Vasıtiyye’den Akide Dersleri


Okunma Sayısı : 1677
Paylaş Delicious Stumble

Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet