Üye Paneli
E-posta :
Şifre :
» Şifremi Unuttum
» Üye Olmak İstiyorum...
Duyuru Listesi
Ad Soyad
E-posta

İstatistik

Bugün : 289
Dün : 1198
Bu Ay : 14912
Geçen Ay : 9524
Toplam : 2895333
 

    » Soru-Cevap » Âkide » Şirk ve Çeşitleri
Soru : Tevessül hakkında ortaya atılan bir delille Reddiye
Cevap :

  

TEVESSÜL HAKKINDA ORTAYA ATILAN BİR DELİLE REDDİYE

Ubeydullah Arslan

وَرُوِيَ عَنْ أَبِي بَكْرٍ بنِ أَبِي عَلِيٍّ، قَالَ:كَانَ ابْنُ المُقْرِئِ يَقُوْلُ: كُنْتُ أَنَا وَالطَّبَرَانِيُّ، وَأَبُو الشَّيْخِ بِالمَدِيْنَةِ، فضَاقَ بِنَا الوَقْتُ، فَوَاصَلْنَا ذَلِكَ اليَوْمَ، فَلَمَّا كَانَ وَقتُ العشَاءِ حضَرتُ القَبْرَ، وَقُلْتُ:يَا رَسُوْلَ اللهِ الجُوْع ، فَقَالَ لِي الطَّبَرَانِيُّ:اجلسْ، فَإِمَّا أَنْ يَكُونَ الرِّزْقُ أَوِ المَوْتُ.فَقُمْتُ أَنَا وَأَبُو الشَّيْخِ، فحضرَ البَابَ عَلَوِيٌّ، فَفَتَحْنَا لَهُ، فَإِذَا مَعَهُ غُلاَمَانِ بِقفَّتَيْنِ فِيْهِمَا شَيْءٌ كَثِيْرٌ، وَقَالَ:شَكَوْتُمُونِي إِلَى النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - ؟رَأَيْتُهُ فِي النَّوْمِ، فَأَمَرَنِي بِحَمْلِ شَيْءٍ إِلَيْكُمْ.

Ebu Bekir b. Ebî Alî’den rivayet olunur, O dedi ki; İbn’l Mugrî şöyle dedi; “Ben, Tabarânî ve Ebu Şeyh Medine’de idik.  Sıkıntı içinde Medine’ye ulaştık. Yatsı vakti peygamberin kabrinin başına geldim. “Ya Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem çok acıktık perişanız” dedim.  Tabarânî bana “ Otur, ya  rızıklanacağız ya da öleceğiz” dedi. Ben ve Ebû Şeyh ayağa kalktık. Bir müddet sonra da kapı çalındı. Kapıyı açtık. Kapıyı çalanın yanında iki genç vardı yanlarında içinde çok şey olan iki sepet bulunuyordu. Kapıyı çalan dedi ki; “Beni Peygambere şikayet etmişsiniz, peygamberi rüyamda gördüm. Bana bir şeyler götürmemi emretti.”  

(Siyeru Alâmî’n Nubelâ 16/400)

            Hamd; alemlerin Rabbine, salât ve selâm Rasülünün ve ashabının üzerine olsun. Bazı tarikat ehli bidatçi kimseler, arapçasını ve tercemesini verdiğimiz bu rivayeti peygamberden tevessül etmeye delil getirmiştir. Bu bidatçiler, açık şirki bile savunacak kadar taassup ehli kimselerdir. Bu görüş sahipleri hevalarına itimad eden, sahih ve sarih nasları terk eden, alimlerini Rab edinmiş, karanlığı bilerek seçen kimselerdir.

             Her şeyden önce; İslam dini, Kuran’ın, Sünnet’in ve Selef alimlerinin delile ve senede dayanan sözleriyle bilinir. Hiçbir zaman bir alimin sözü, delil/hüccet olmadıkça salt bir hüccet hükmünde değildir. Bu alim, ne kadar büyük alim olursa olsun böyledir.

           Bir alimin sözünü veya eserinde ifade ettiği görüşü ileri sürerek,  Kuran’ın ve Sünnet’in sarih naslarına muhalefet etmek, seçkin güvenilir alimlerin yolu olmadığı gibi, israiloğullarına benzemektir. Çünkü onlar nasları terk ederek bilginlerini Rab edinmişti.

           Alimleri, naslara karşı yüceltmek, nassın izin vermediği bir şekilde alanlar açmak buna mukabil Kuran ve sünnetin sarih naslarını kapamak asla selefin yolu değildir. Alim; naslara muhalif bir söz ve amel ederse, sözlerini ve amellerini almak zorunlu değildir.

        Gelelim yukarıda bahsini ettiğimiz rivayete, rivayette Allah’a değil peygamberin kabrine yönelerek ondan yardım etmesi, açlığın giderilmesi istenmiştir. Kısaca Kıbleden başka bir yöne dönülmüştür. Bu dönülen yer neresi olursa olsun fark etmez, ister peygamberin kabri olsun, ister sahabenin kabri olsun, isterse de salih denen bir kimsenin kabri olsun asla açlık, sıkıntı, kaza, bela, musibet anında dönülecek bir yer değildir.

        Bunun dinde yeri yoktur. Ne Kuran ne Sünnet Allah’dan başka bir kimseye/kabre dönmeyi onlardan yardım istemeyi emretmiş değildir. Hatta bu durumun açık bir şirk olduğunu söylemiştir. Peygamber ölüdür, ne fayda ne zarar verir, onun kullara yardım etmesi ne şerî ne aklî delille mümkündür. Bir kimse, peygamberden açlığının giderilmesini istese açık şirk işler. İmam Zehebi veya diğer imamların böyle açık bir şirke adım atması mümkün değildir. Aşağıda bu rivayetin senedi olmadığına zaten değinilecektir. Arı duru deliller aşağıdadır.

“De ki: Sizden belâyı gidermeye veya çevirmeye güç yetiremeyen Allah’tan başka iddiâ ettiğiniz ilahlara duâ edin. Duâ ettikleri de hangileri daha yakın olacak diye Rablerine vesile arar, Allah’ın rahmetini umar ve azabından korkarlar. Şüphesiz Rabbinin azabı sakınılası bir şeydir.”   (İsrâ Sûresi: 56-57) 

 

“Sana fayda ve zarar veremeyecek olan Allah’tan başkasına duâ etme (yalvarıp yakarma). Eğer bunu yaparsan şüphesiz zâlimlerden olursun.” (Yunus Sûresi: 106)

“Allah’tan başka dua etikleriniz de sizin gibi kullardır. Doğrular iseniz onlara dua edin de size karşılık versinler.” (Araf-194)

“Allah’tan başka duâ ettikleriniz bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir. Onlara duâ etseniz, duânızı duymazlar. Duysalar bile karşılık veremezlerdi.Kıyâmet günü koştuğunuz şirki inkâr edeceklerdir. Sana her şeyden haberdar olan Allah gibi kimse haber veremez.”  (Fâtır-13-14)

 

Kıyâmet gününe dek kendisine karşılık veremeyecek olan Allah’tan başkasına duâ eden kimseden daha sapık kim olabilir? Onlar, duâlarından habersizdirler. İnsanlar hoşrolunduğu vakit onlara düşman kesilecek ve ibâdetlerini inkâr edeceklerdir.” (Ahkâf Sûresi: 5-6)

 

“Kullarım sana benden sorarlarsa, (bilsinler ki) ben (onlara) yakınım. Bana duâ edenin duâsına icâbet ederim. O halde bana karşılık versinler, bana îmân etsinler.Umulur ki doğru yola ererler.” (Bakara Sûresi: 186)

 

“O, Hayy’dır.O’ndan başka hakkıyla ibâdete layık hiçbir ilah yoktur.O halde dîni ona has kılarak Allah’a duâ edin.Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’adır.” (Mü’min (Ğâfir) Sûresi: 65)

“Allah sana bir dert verirse, O’ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir hayrı dokunursa bil ki, O, her şeye güç yetirendir.” (En’am Sûresi: 17)

  

“Duâ ettiğinde zor durumda kalana icâbet ederek zorluğu gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan kimdir? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Ne kadar da az düşünüyorsunuz.” (Neml Sûresi: 62)

   

“De ki!Ben Allah’tan başka duâ ettiklerinize ibâdet etmekten nehyolundum.”  (En’am Sûresi: 56)

 

"Rabbiniz Tebâreke ve Teâlâ çok hayâlı ve kerîm (O’ndan bir şey istemeden kendisi karşılıksız veren)dir. Mü’min kulu ellerini kendisine kaldırıp duâ ettiğinde, onun ellerini boş çevirmekten (duâsını kabul etmemekten) hayâ eder."  (Ebû Dâvûd rivâyet etmiş, el-Elbânî de ’hadis, sahih’ demiştir.)

"Şüphesiz ki Allah Teâlâ,kendisinden istemeyene (kendisine yalvarmayana), gazaba gelir (hiddetlenir)."   (Tirmizî rivâyet etmiş, Elbânî de ’hadis, sahih’ demiştir.)

“İstediğinizi Allah’tan isteyin. Yardım dilediğinizde de Allah’tan dileyin.”  (Tirmizî rivâyet etmiş, Elbânî de ’hadis, sahih’ demiştir.)

Kuran ve Sünnet açıkça ölüden, kabirden, uzakta ki efendiden yardım, medet, hayır istendiği takdirde şirk olduğunu, onların buna yetkilerinin de olmadığını ifade eder.

 

Yukarıda ki rivayetin, tahliline gelince, bu rivayetin senedinde inkıta bulunur, sened de “temriz sigası” vardır, Yani, söz konusu rivayet “filandan rivayet olunur, edilir anlamında rivayet olup, kimden rivayet olunduğu bilinmeyen bir sığayla gelir. Bu durum, rivayetin güvenini  ve delil olma yönünü ortadan kaldırır.

Ayrıca İmam Zehebi’yle Ebu Bekir b. Ebî Alî arasında takriben 500 yıl zaman farkı vardır !!! Bu durumda bu 500 yıl zaman dilimi içinde kim kimden rivayet etti? Senedi nerede? Bu rivayet, hem Kuran’a, hem sünnete muhaliftir. Bu rivayet -senedinin olmamasından dolayı- akide dalında hüccet teşkil etmez. Din, senedi belli olmayan nassa muhalif olan alimlerin sözüne katiyen terk edilemez. Delil, açıkça Kuran ve Sünnettir. Alim’in sözünü, nassa muhalif olunca, terk etmek gerekir.

İmam Zehebi’nin naklettiği senedi belli olmayan rivayete itibar etmek nassı iptal etmektir. Her rivayetin sahih olduğuna inanmak başlı başına büyük bir cehalettir. Kimi rivayetler sahihtir, kimi rivayetler zayıf ve uydurmadır. O halde senedi belli olmayan bu rivayetten dolayı, İmam Zehebi’ye müşrik damgası vurduğumuza inanılmasın.

Ayrıca sözgelimi bu rivayetin senedi sahih olsun, aynı şekilde selefin rivayet ettiği “akidevi gerçeklerle” tezat teşkil eder. Sahabenin icma ettiği konuda bir sahabi veya tabiin muhalefet etse, şaz durumunda kalırken, alim de alimlere şaz kalabilmektedir.

Son söz; Rivayet açık naslara muhalif olup senedi olmayan bir rivayettir. Delil hükmünde değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Benzer Sorular :
Ömer Tuğrul İnançer’in bu videosunda şirk var mıdır?
Tıklanma : 2869
Ya Ali Ya Hüseyin demek büyük şirktir (Görüntülü Cevap)
Tıklanma : 1990
Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır sözü doğru mu?-Ubeydullah Arslan (Görüntülü cevap)
Tıklanma : 2206
Kuran üzerine Yemin etmenin hükmü,
Tıklanma : 1515
Şeyhten medet istemek şirktir!!!
Tıklanma : 2290
Mahmud efendiyi Allah’a ortak koşmak!
Tıklanma : 2556
Hizbullah mı Hizbuşşeytan mı? tanıyalım
Tıklanma : 1665
Vatan-Namus üzerine yemin etmenin hükmü nedir?
Tıklanma : 1502
Rabıta Şirk midir?
Tıklanma : 1850
Osman Ünlü’den büyük şirk!!
Tıklanma : 3173
Dilek ağacı
Tıklanma : 1346
Yetiş ya Geylani diyen Cübbeli’nin videosu hakkında ne dersiniz?
Tıklanma : 4636
Nakşibendi Menzil Şıhı konuşurken işlenen bidat
Tıklanma : 4201
Kabir bulunan mescidde namaz kılmak caiz midir?
Tıklanma : 1534
Sevdiğin kişiyi anmakla şifa aramak hadisi!!!
Tıklanma : 1250
Şeyhten ve ölü zattan/türbeden çocuk istemek!!!
Tıklanma : 1409
Azeri şıh ve şirke daveti!!
Tıklanma : 1533
Hocam Abdulaziz Bayındır’ın şu videosu hakkında ne dersiniz?
Tıklanma : 3854
Cübbeli Şirke davet ediyor mu? Sevgide şirk nasıldır?
Tıklanma : 2217
Allah’a aşık olunur mu?
Tıklanma : 1627
İslamoğlu ve kader inkarı
Tıklanma : 3121
Şii Humeyni!!!
Tıklanma : 1996
İlk şirk ne zaman zuhur etti?
Tıklanma : 1716
Cübbeli Ahmed ve Sofiler nasıl şirk koşuyor?
Tıklanma : 3639
Menzil Tarikatı şirke davet ediyor mu?
Tıklanma : 3081
Aziz Allah şefaat ya Rasulullah demek caiz mi?
Tıklanma : 1978
Filan insanın yüzü suyu hürmetine demek!
Tıklanma : 1801
Duada en çok şirk koşan iki topluluk!
Tıklanma : 3118
Ölüm orucunun hükmü?
Tıklanma : 1468
Mustafa İslamoğlu’nın bir sözü üzerine soracağım
Tıklanma : 2722
Eklenme : 17/02/2014 14:24 Tıklanma : 2334
Link :


Paylaş Delicious Stumble


Yunus:109 (Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

 

 

 

 

 

 

Davet